Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Tez Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Bor nitrür ile güçlendirilmiş yağ asidi amid katkısının asfalt modifikasyonunda kullanılabilirliğinin araştırılması(Bursa Teknik Üniversitesi, 2024) Özdemir, Ahmet Münir; Yılmaz, BahadırEsnek üstyapılar, aşırı ve tekrarlı trafik yükleri, sıcaklık değişimleri, tasarım hataları, ultraviole ışınlar, çevresel ve kimyasal etkiler gibi sebeplerden dolayı bozulmaya uğramaktadırlar. Söz konusu bozulmalardan büyük oranda asfalt bağlayıcı sorumlu olup viskoelastik ve termoplastik yapısı onu bozulmalara karşı zayıf kılmaktadır. Asfalt bağlayıcının istenilen davranışta ve performans seviyesinde olması amacıyla çeşitli katkı maddeleri kullanılarak modifikasyonu sağlanmaktadır. Bu çalışmada atık hayvansal yağın diamin yapılarıyla rejenere edilmesiyle elde edilen katkı maddesinin asfalt bağlayıcı ve karışımı üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Katkı maddesine termal özelliklerini ve yapısal stabilitesini artırmak amacıyla hekzagonal bor nitrür ilave edilmiştir. Bor nitrür takviyeli yağ asidi diaminleri ve bu maddenin asfalt bağlayıcıya muhtelif oranlarda ve uygun şartlarda ilave edilmesi sonrası elde edilen modifiye bağlayıcılar ve karışımlar üzerinde bir dizi laboratuvar çalışması gerçekleştirilmiştir. Sentezlenen katkı maddesinin yapısal karakterizasyonu, Nükleer Manyetik Rezonans (NMR), Fourier Dönüşümü Kızılötesi Spektroskopisi (FT-IR) ve Termogravimetrik (TG) analiz yöntemleri ile ortaya konulmuştur. Modifiye bağlayıcıların morfolojik özelliklerini belirlemek amacıyla Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM), modifikasyon mekanizması ve termal performanslarını belirlemek amacıyla FT-IR ve TG analizleri gerçekleştirilmiştir. Bağlayıcılar üzerinde Dinamik Kayma Reometrisi (DSR), Dönel İnce Film Halinde Yaşlandırma (RTFOT), Dönel Viskozimetre (RV), Basınçlı Yaşlandırma Kabini (PAV), Eğilme Kirişi Reometrisi (BBR) ve geleneksel bağlayıcı deneyleri uygulanmıştır. Marshall dizayn yöntemine göre hazırlanan karşımlar üzerinde Marshall Stabilite ve Akma, Dolaylı Çekme, Su Hasarı, Dolaylı Çekme Mukavemeti, Statik Sünme, Dinamik (Tekrarlı) Sünme, Dolaylı (İndirek) Çekme Yorulma ve Nicholson Soyulma deneyleri uygulanmıştır. Sonuçlar, katkı maddesinin asfaltın kıvamını, kalıcı deformasyon dayanımını, yaşlanma ve yorulma direncini, esneklik ve yük taşıma kabiliyetini, soyulma direncini ve adezyon performansını, düşük sıcaklık dayanımını artırdığı belirlenmiştir. Katkı içerisindeki ideal bor nitrür oranının %10 olduğu, asfalt modifikasyonu için ideal katkı oranının ise %2 olduğu tespit edilmiştir. Bor nitrürürün asfalt ağırlığınca oldukça düşük bir miktarının asfalt performansı üzerindeki etkisi tatmin edici düzeydedir.Öğe Depremlerin kapalı ortam radon konsantrasyonuna etkisinin araştırılması: Kahramanmaraş örneği(Bursa Teknik Üniversitesi, 2024) Umutkan, İlayda; Özen, Songül Akbulut6 Şubat 2023 tarihinde, Doğu Anadolu Fay Hattı üzerinde büyük bir sismik hareketlilik gözlemlenmiştir. Kahramanmaraş il sınırlarında yer alan Pazarcık ve Elbistan ilçeleri, sırasıyla 7,7 ve 7,6 büyüklüğünde iki güçlü depremle etkilenmiştir. Bu büyük depremler, artçı sarsıntılarla birlikte süregeldi. 20 Şubat 2023 tarihinde, Hatay ilinin Yayladağı ilçesinde, 6,4 büyüklüğünde başka bir deprem daha meydana gelmiştir. Bu çalışmada, Kahramanmaraş'da meydana gelen depremler sonrasındaki artçı sarsıntıların, kapalı ortamlarda radon gazı konsantrasyonları üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Radon gazı, depremler sonrası yer kabuğunda oluşabilecek yapısal değişiklikler nedeniyle yer yüzeyine salınımını artırabilir ve bu durum halk sağlığı için önemli bir çevresel risk oluşturabilir. Çalışma kapsamında, 25 Şubat 2023 ile 9 Temmuz 2023 ve 1 Ağustos 2023 ile 19 Aralık 2023 tarihleri arasındaki iki dönemde, kapalı alanlarda CR-39 radon dedektörleri kullanılarak pasif radon gazı ölçümleri gerçekleştirilmiştir. İlk etapta yapılan ölçümler sonucunda, Hatay ilinde ortalama 139 Bq/m³, Adana ilinde 61 Bq/m³ ve Gaziantep ilinde 89 Bq/m³ değerlerinde radon konsantrasyonlarına rastlanmıştır. İkinci etapta yapılan ölçümler sonucunda ise, Şanlıurfa, Malatya, Adıyaman, Kahramanmaraş ve Gaziantep illerinde sırasıyla 60, 51, 33, 38 ve 39 Bq/m³ ortalama radon seviyeleri ölçülmüştür. İki ölçüm dönemi arasındaki verilerin ortalaması alındığında, bölgedeki ortalama radon konsantrasyonu 64 Bq/m³ olarak belirlenmiştir. Bu radon seviyesi dikkate alındığında, yıllık etkin doz eşdeğeri 1,61 mSv olarak hesaplanmıştır. Gaziantep dışında, diğer illerde aynı adreslerde iki etapta da örnekleme yapılamadığı için bu illerdeki radon konsantrasyonlarına depremin etkisini değerlendirmek güçtür. Ancak Gaziantep özelinde yapılan değerlendirmede, ilk etapta ölçülen 89 Bq/m³ değerinin ikinci etapta 39 Bq/m³'e düşmesi dikkat çekicidir. İlk etapta, Gaziantep'teki 9 farklı adreste radon konsantrasyonları 100-301 Bq/m³ aralığında ölçülmüş, bir adreste ise 1023 Bq/m³ değerine ulaşılmıştır. Bu değerler, 2014 yılında TAEK'in Gaziantep için belirlediği 50 Bq/m³'lük ortalamanın üzerinde olup, depremin Gaziantep'te kapalı ortam radon konsantrasyonuna azda olsa artırıcı etkisi olduğuna atfedilebilir. Benzer şekilde, Hatay ilinde ilk etapta bir adreste ölçülen 437 Bq/m³ değeri, TAEK'in Hatay için belirlediği 50 Bq/m³'lük ortalama değeri çok aşarken, ikinci etapta Malatya ilinde 239 Bq/m³ değerinin TAEK'in Malatya için belirlediği 48 Bq/m³ değerinden önemli ölçüde yüksek olduğu gözlemlenmiştir.Öğe İş yaşamında yapay zekanın etkisi: Örnek robotik süreç otomasyonu çalışması(Bursa Teknik Üniversitesi, 2024) Merttürk, Özkan; Altuntaş, VolkanGünümüz iş dünyasında, işletmelerin rekabet avantajı elde etmek ve operasyonel verimliliklerini artırmak için dijital dönüşüm çabalarına odaklandığı bir döneme tanık olmaktayız. Bu dijital dönüşüm sürecinde, otomasyon teknolojileri önemli bir role sahip olmuştur. Özellikle, Robotik Süreç Otomasyonu (RPA), işletmelerin manuel ve tekrarlayıcı iş süreçlerini otomatikleştirmelerine olanak tanıyan bir teknoloji olarak dikkat çekmektedir. Bu çalışmanın amacı, RPA'nın işletmelerdeki dijital dönüşüm sürecindeki rolünü ve etkisini derinlemesine incelemektir. RPA, işletmelerin operasyonel verimliliklerini artırmak, maliyetleri düşürmek ve çalışanların daha stratejik görevlere odaklanmalarını sağlamak gibi çeşitli avantajlar sunmaktadır. Ancak, RPA'nın uygulanması ve entegrasyonu çeşitli zorluklarla da karşılaşabilir. Teknik altyapı, süreç analizi ve uygun kullanım durumlarının belirlenmesi gibi faktörler, RPA'nın başarılı bir şekilde kullanılmasını zorlaştırabilir. RPA'nın tanımı ve kapsamının yanı sıra, bu teknolojinin tarihsel gelişimi ve evrimi de incelenmelidir. RPA'nın geçmişten günümüze olan gelişimi, teknolojinin işletmeler üzerindeki etkilerini anlamak ve gelecekteki kullanım potansiyelini değerlendirmek açısından önemlidir. Ayrıca, RPA'nın özellikleri, bileşenleri ve işleyişi gibi teknik yönleri, teknolojinin nasıl çalıştığını ve nasıl uygulandığını anlamak açısından ayrıntılı bir şekilde ele alınmalıdır. Dijital dönüşümün hızla devam ettiği günümüzde, işletmelerin RPA gibi otomasyon teknolojilerine yatırım yaparak rekabet avantajı elde etme potansiyeli artmaktadır. Ancak, RPA'nın başarılı bir şekilde uygulanması ve entegrasyonu için kapsamlı bir strateji ve planlama gerekmektedir. Bu çalışma, işletmelerin RPA'nın potansiyelinden en iyi şekilde yararlanmalarına yardımcı olmak için gerekli adımları, örnek bir uygulama ile sunmayı amaçlamaktadır. Sonuç olarak, bu tez, RPA'nın dijital dönüşüm sürecindeki rolünü anlamak ve işletmelerin bu teknolojiden nasıl en iyi şekilde faydalanabileceğini belirlemek için kapsamlı bir inceleme ve örnek bir uygulama sunacaktır. Bu çalışma, RPA'nın işletme performansı, rekabetçi avantajlar ve operasyonel verimlilik üzerindeki etkilerini değerlendirerek, gelecekteki araştırmalar ve uygulamalar için önemli bir temel oluşturacaktır. Günümüz iş dünyasında, işletmelerin karşılaştığı tekrarlayıcı ve zaman alıcı iş süreçleri, operasyonel verimliliklerini düşürebilir ve kaynakları israf edebilir. Manuel işlemler ve rutin görevler, insan hatalarına ve işletme içi ek maliyetlere yol açabilir. Ayrıca, sürekli artan rekabet ortamında, çevik davranma ve esneklik gibi faktörler işletmeler için hayati önem taşımaktadır. Örneğin FMCG (Fast Moving Consumer Goods - hızlı tüketilen tüketici ürünleri) sektöründe sistemde yapılacak sipariş tarihi değişikliği, sıkça karşılaşılan, tekrar eden ve zaman alan bir işlem olarak öne çıkmaktadır. Bu tür değişiklikler, genellikle manuel olarak gerçekleştirilmekte ve insan kaynağı ile desteklenmektedir. Ancak, manuel işlemlerin yoğunluğu ve karmaşıklığı, bu sürecin verimliliğini azaltmakta ve hatalara daha açık hale getirmekte, her bir değişiklik için ayrı bir zaman ve kaynak harcanması, işletmelerin operasyonel verimliliğini olumsuz etkilemektedir. Bu durum, işletmelerin rekabet avantajını elde etmesini ve karlılığı artırma çabalarını kısıtlamaktadır. Sipariş tarihi değişiklikleriyle ilgili süreçlerde insan gücü ve kaynaklarının kullanılması, işletmenin maliyetlerini artırmış ve operasyonel hızının azalmasına sebebiyet vermektedir. Ayrıca, manuel süreçlerin hatalara açık olması, müşteri memnuniyeti ve lojistik operasyonlar üzerinde olumsuz bir etki yaratmaktadır. Bu çalışmanın amacı, perakende şirketindeki iş süreçlerinde örnek bir çalışma yapılarak sipariş tarihi değişikliklerinde Robotik Süreç Otomasyonunun verimliliğini, destek hizmetlerindeki etkisini araştırmakla birlikte maliyet tasarrufunu belirlemektir. Mevcut insan kaynağı ile Robotik Süreç Otomasyonunda yer alan robotların karşılaştırılması sonucunda, maliyet ve zaman tasarrufunun ölçülmesi yapılarak, iş süreçlerine katkısının hangi düzeyde olduğu tespit edilecektir. Ayrıca, iş süreçlerinin Robotik Süreç Otomasyonuna devredilmesinin ardından, iş süreci dışındaki kazanımların tespiti yapılacaktır. Bu çalışma aynı zamanda, Robotik Süreç Otomasyonunun iş süreçlerine olan katkısıyla birlikte sürdürülebilirliğinin, alt yapı ve entegre sistemler ile güçlendirilerek, diğer iş kollarına entegre edilmesinin fayda sağlayıp sağlamadığını da belirlemeyi amaçlamaktadır.Öğe Poz tahmini için sensör tabanlı bir sistem tasarımı ve uygulaması(Bursa Teknik Üniversitesi, 2024) Bilir, Emin Berat; Özden, MustafaFiziksel hareketlerin dijital ortamlarda gerçek zamanlı olarak modellenmesi son yıllarda gelişmekte olan bir konudur. Elektronik alanındaki hızlı gelişimler, gerçekliğin dijital ortama dönüştürülmesinde kolaylık sağlamaktadır. İnsan vücudunun eklem bölgelerinin hareketlerinin dijital ortama aktarılması, hem tıbbi uygulamalarda hem de insan vücudu ile senkronize çalışan diğer sistemlerde kritik bir rol oynamaktadır. Eklem hareketlerinin hassas ve hızlı bir şekilde dijital ortama aktarılması, tıbbi teşhis ve tedavi süreçlerinde daha hızlı ve doğru sonuçlar elde edilmesini sağlamaktadır. Tıbbi alanlarının dışında insan-robot etkileşimi gibi alanlarda da kullanılması önemli avantajlar sunmaktadır. İnsan vücudu ile senkronize bir şekilde çalışabilen bu sistemler, insanların zorlandığı görevleri daha yapılabilir duruma getirmekle kalmaz, aynı zamanda insanların potansiyel zarar görmesini de engelleyebilmektedir. Bu tez çalışmasında, insan vücuduna ait pozların tahmini için bir sistem geliştirilmesi amaçlanmıştır. Sistemin hem elektronik hem de yazılım bileşenleri bulunmaktadır. Tasarlanan elektronik sistem insan vücudu üzerinde on bölgeye yerleştirilecektir. Elektronik sistem üzerinde mikrodenetleyici, IMU sensör, Wi-Fi modülü ve diğer bileşenler bulunmaktadır. IMU sensörler kullanılarak insan vücudu üzerinden eğim değerleri alınarak Wi-Fi modülü ile bir veritabanına gönderilmektedir. Bilgisayar ortamında ise, tasarlanan bir arayüz programı ile bu sensör verileri veritabanından alınarak bir yapay sinir ağı modeli ile tahmin etme işlemi gerçekleştirilmektedir. Tahmin sonucunda ise, tahmin edilen pozun görsel ve sayısal bilgileri aynı arayüz programında gösterilmektedir. Tasarımda, elektronik sistemler tamamen modüler olarak kullanılmıştır. Besleme kaynağı olarak LiPo pil kullanılmıştır. Yapay zeka modeli eğitilmesi için gerekli veri setleri elektronik cihazın veri seti üretimi bölümü ile gerçekleştirilmiştir. IMU sensör verileri mikrodenetleyici hafızasında tutulmaktadır. Bu veriler yapay zeka modelinin eğitimi için girdi olarak verilmiştir. Sistemin eğitimi için 300.000 sensör verisi elde edilmiş ve sonuç olarak 10 poz için %90 doğrulukla poz tahmini gerçekleştirilmiştir.Öğe Şebeke bağlantılı batarya uygulaması için yapay sinir ağı tabanlı boost inverter topolojisi(Bursa Teknik Üniversitesi, 2024) Abdı, Abdılahı Ahmed; Ertekin, DavutBu çalışma, verimliliği ve performansı artırmak amacıyla yapay sinir ağları (ANN) ile kontrol edilen yeni bir kaskatlı yükseltici dönüştürücü önermektedir. Kaskatlı yapı, daha yüksek gerilim kazancı sağlarken aynı zamanda daha düşük akım dalgalanmasını koruyarak enerji depolama ve dağıtım sistemlerinde optimum çalışma koşullarını garanti eder. Bu dönüştürücü, düşük gerilimli batarya çıkışlarını yükselterek şebeke ile sorunsuz entegrasyon sağlamak üzere tasarlanmıştır. Gerilim yükseltmenin ötesinde, bu kaskatlı topoloji, güç kalitesini iyileştirir, dinamik tepkiyi artırır ve bileşen üzerindeki stresi minimize eder. Verimlilik ve güvenilirliğin ön planda olduğu şebekeye bağlı batarya uygulamalarını geliştirmek açısından bu yenilik büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, şebekeye bağlı batarya uygulamaları için yapay sinir ağı (YSA) tabanlı bir yükseltici evirici topolojisi geliştirilmiştir. İlk aşamada, verimlilik ve performansı artırmak amacıyla bir yükseltici konvertör tasarlanmıştır. Ardından, bu konvertöre bir evirici ve LC filtresi eklenmiştir. Son aşamada, sistemin dinamik ve adaptif kontrolünü sağlamak için YSA entegre edilmiştir. Yükseltici konvertör, düşük gerilimli batarya çıkışını daha yüksek bir gerilime dönüştürerek evirici girişine uygular. İnvertör ise DC gerilimini AC gerilimine çevirerek şebeke bağlantısını sağlar. LC filtresi, çıkış dalga formunu iyileştirir ve harmonik bozulmayı azaltır. YSA, sistemin performansını optimize etmek ve değişken yük koşullarına uyum sağlamak amacıyla kullanılmıştır. MATLAB/Simulink simülasyonları, önerilen sistemin önceki tekniklere göre daha verimli ve kararlı olduğunu göstermektedir. YSA tabanlı kontrol tekniği, evirici çıkışını ve sistem performansını artırmaktadır. Ayrıca, yükseltici evirici mimarisindeki YSA, değişken şebeke koşulları altında optimum performansı sağlamak için gerçek zamanlı izleme ve adaptif kontrol imkanı sunmaktadır. Bu adaptif kapasite, güç kaynağı güvenilirliğini ve sistemin dinamik yük değişimlerine karşı dayanıklılığını artırmaktadır. Araştırmalar, YSA'nın daha iyi ve verimli kontrol yöntemleriyle güç elektroniğinde devrim yaratabileceğini göstermektedir. Sonuç olarak, yapay sinir ağı tabanlı yükseltici evirici mimarisi, gelecekteki yenilenebilir enerji ve batarya yönetim sistemi entegrasyonu araştırmalarına önemli bir katkı sağlayacak potansiyele sahiptir.Öğe Mikroalg kaynaklı özütlerin potansiyel biyopestisit aktivitelerinin incelenmesi(Bursa Teknik Üniversitesi, 2024) Erçetin, Vesile Esra; Yılmaz, MeteBitki hastalıkları, tarımda ürün verimi ve kalitesini ciddi şekilde olumsuz etkileyen önemli sorunlardan biridir. Bu hastalıklarla mücadelede yaygın olarak kullanılan sentetik kimyasallar, yalnızca hedef organizmalara değil, aynı zamanda çevreye ve diğer canlılara da zarar verebilmektedir. Bu olumsuzluklar, çevre dostu ve sürdürülebilir alternatifler arayışını artırmış, biyopestisitlerin önemini ön plana çıkarmıştır. Mikroalgler hem tarımsal ürünlerin korunması hem de geliştirilmesi açısından önemli bir potansiyel sunmaktadır. Mikroalgler, ıslah, yapraktan uygulama ve tohum hazırlama gibi farklı tarımsal uygulamalarda kullanılmakta ve çeşitli biyopestisit etkisi gösteren metabolitler üretmektedir. Bu çalışmada, Bursa Teknik Üniversitesi Alg ve Siyanobakteri Kültür Koleksiyonunda (AQUAMEB) bulunan 32 mikroalg suşu kullanılmıştır. Suşlar tatlı su, deniz ve yüksek tuzluluk içeren ortamlardan izole edilmiştir. Küçük ölçekli üretimlerin ardından hasat edilen mikroalgler liyofilize edilerek kurutulmuş ve farklı çözücüler (metanol, etanol, aseton, DMSO, hekzan ve metanol:su) ile çeşitli ekstraksiyon yöntemleri (soxhlet, prob sonikasyon, ultrasonik banyo ve cam boncuk) kullanılarak ekstrakt edilmiştir. Bu ekstraktların antimikrobiyal etkileri, bakteri ve mantarlar üzerinde agar disk difüzyon, agar kuyu difüzyon ve minimum inhibitör konsantrasyon (MİK) yöntemleriyle test edilmiştir. Sonuçlar, polar çözücülerle hazırlanan ekstraktların gram-negatif bakterilere karşı daha etkili olduğunu göstermiştir. Özellikle metanol ve metanol-su çözücüleriyle hazırlanan ekstraktlar, Escherichia coli üzerinde güçlü inhibitör aktivite göstermiş ve MİK değerleri 0,625 mg/mL'nin altında tespit edilmiştir. Salmonella typhimurium testlerinde ise 25 mm'ye kadar zon çapı gözlenmiş, Chlorophyta AQUAMEB-59 ve Scenedesmus sp. AQUAMEB-57 türlerinden elde edilen ekstraktların bu bakteri üzerinde en etkili olduğu belirlenmiştir. Ancak, gram-pozitif bakteriler ve mantarlar üzerinde sınırlı bir etkinlik gözlenmiştir. Agar difüzyon ve MİK yöntemleriyle elde edilen bulgular birbiriyle tutarlıdır. Sonuç olarak, mikroalglerin antimikrobiyal ajan ve biyopestisit olarak kullanılma potansiyeli güçlü bir şekilde desteklenmektedir. Mikroalgler, tarım sektöründe antimikrobiyal direnç gelişimini azaltarak daha sağlıklı ve uzun vadede etkili çözümler sunabilir. Ayrıca, kimyasal kalıntı bırakmadan doğada kolayca parçalanabildikleri için çevresel etkileri de minimuma indirir. Ancak, bu türlerin geniş ölçekli uygulamalarda etkili ve yaygın bir şekilde kullanılabilmesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır.Öğe Ultrasonik ekstraksiyon ile Nigella sativa'dan timokinonca zengin ekstre eldesi ve mikroakışkan platformda enkapsülasyonu(Bursa Teknik Üniversitesi, 2024) Aydın, Beyza; Kazan, AslıhanBitkilerin yapısında bulunan ve çeşitli terapötik özelliklere sahip olan biyoaktif bileşiklere fitokimyasallar denir. Antibakteriyel, antikanser, antidiyabetik gibi özelliklerle ön plana çıkan fitokimyasallara örnek olarak karotenoidler, polifenoller, izoprenoidler, fitosteroller ve saponinler verilebilir. Halk arasında çörek otu olarak bilinen Nigella sativa bahsedildiği gibi terapötik özelliklere sahip olup geleneksel ve modern tıp için ilgi duyulan bitkilerden biridir. Ranunculaceae ailesine ait olan N. sativa genel olarak Hindistan, Akdeniz ülkeleri, Avrupa ve Güney Asya'da yetiştirilmektedir. Çörek otu tohumunda birçok biyoaktif bileşen olduğu bulunmuştur. Bunlar arasında en önemli bileşenler timokinon, timohidrokinon, ditimokinon, p-simen, karvakrol, terpineol, t-anetol gibi bileşenlerdir. Timokinon çörek otu içerisindeki en çok bulunan biyoaktif moleküllerden biridir. Çörek otunun terapötik özelliklerinin çoğunlukla timokinon molekülünden kaynaklandığı düşünülmektedir. Bitkilerin yapısındaki istenen biyoaktif bileşenin eldesi ekstraksiyon işlemiyle yapılabilmektedir. Ekstraksiyon bir veya daha fazla bileşenin kaynak molekülünden çözücü faza transfer edilmesi olarak tanımlanır. Bunun için çeşitli ekstraksiyon yöntemleri vardır. Ekstraksiyon yöntemleri geleneksel ve modern yöntemler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Modern yöntemler ile yapılan ekstraksiyonlarda çoğunlukla daha fazla verim elde edilmektedir. Bu çalışmada modern ekstraksiyon yöntemlerinden biri olan ultrasonik ekstraksiyon yöntemi kullanılmıştır. Ultrasonik ekstraksiyon yöntemiyle çörek otundan timokinonca zengin ekstre eldesi hedeflenmiştir. Farklı koşullarda deney grupları oluşturularak çörek otu tohumunun ekstraksiyon işlemi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen ekstrelerin timokinon miktarı, toplam fenol içeriği ve antioksidan aktivitelerine göre çörek otu tohumunun ultrasonik ekstraksiyonu için optimum koşulu belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre ultrasonik destekli ekstraksiyon ile çörek otu ekstraksiyonunun optimum sonuçları 70? sıcaklık, 28 dk süre ve %40 etanol konsantrasyonu olarak belirlenmiştir. Bu koşullar için timokinon miktarı 0.142 mg TMQ/mg ekstre, toplam fenol içeriği 16.18 GAE/g, antioksidan kapasitesi ise %77.7 olarak bulunmuştur. Optimum koşulda elde edilen ekstrenin kuyucuk difüzyon yöntemiyle Escherichia coli ve Staphylococcus aureus bakterilerine karşı antibakteriyel aktivitesine bakılmıştır. Belirlenen konsantrasyon aralığı için bu iki bakteri türüne karşı herhangi bir inhibisyon zonu gözlemlenmemiştir. Konsantrasyonun arttırılması antibakteriyel aktivitenin oluşumunu sağlayabileceği düşünülmektedir. Timokinon kimyasal olarak hidrofobik, lipofilik yapıda bir bileşendir. Işığa ve ısıya karşı hassasiyeti bulunmaktadır. Bu dezavantajlı özellikleri sebebiyle biyoyararlanımı kısıtlanmaktadır. Timokinonun biyoyararlanımını arttırmak için çeşitli modifiye edici yöntemler geliştirilebilmektedir. Ekstrenin enkapsüle edilmesinin de bunun için bir yöntem olabileceği düşünülmüştür. Klasik desolvasyon yöntemiyle ve mikroakışkan platform kullanılarak iki farklı partikül üretimi yapılmıştır. Elde edilen partiküllerin öncelikle enkapsülasyon verimi ve in vitro salım profili incelenmiş ve karşılaştırılması yapılmıştır. İn vitro salım oranı klasik yöntem için %36, mikroakışkan platform yöntemi için %27 olarak hesaplanmıştır. Sonrasında partikül boyut ölçümü, zeta potansiyeli, FTIR, SEM, DSC gibi karakterizasyon analizleri yapılmıştır. Partikül boyutu ölçümünde sonuçlar nano boyutta bulunmuştur.Öğe Havacılık uygulamaları için biyomonomer içeren ablatif aerojel kompozitlerin üretimi ve karakterizasyonu(Bursa Teknik Üniversitesi, 2025) Güvenç, Gözdenur; Ünlü, DeryaHavacılık ve uzay görevlerinde kullanılan malzemeler atmosfere yeniden girişleri esnasında şiddetli aerodinamik ısınmalardan dolayı yüksek sıcaklık ve basınçlara maruz kalmaktadır. Termal koruma sistemleri (TPS), uzay aracının dış yüzeyinde meydana gelen aerodinamik ısıyı aracın iç kısmına iletilmesini ve yüklerin (insanlar ve yükler) bu ısıdan etkilenmesini önleyerek bir ısı yalıtımı sağlamaktadır. Bu tez çalışmasında, termal koruma sistemlerinde kullanılan ablatif polimerik kompozitler için matris malzemesi geliştirilerek kompozitler üretilmiştir. Üretilen kompozitlerin ablasyon özellikleri ve ablasyon mekanizmaları incelenmiştir. Resorsinol-furfural reçinesi (FR), ilk önce çapraz bağ oranın etkisinin anlaşılması için farklı ağırlık yüzdelerinde hekzametilen tetramin ile sentezlenmiş sonra farklı ağırlık yüzdelerinde fenilboronik asit ile modifiye edilerek matris malzemeleri geliştirilmiştir. Matris malzemeleri, BET (Brunauer-Emmett-Teller), FTIR (Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi), TGA (Termogravimetrik analiz) ve DSC (Diferansiyel taramalı kalorimetre) yöntemleriyle karakterize edilmiştir. Geliştirilen malzemelerin BET analizleri incelendiğinde artan çapraz bağ oranı ile arttığı fakat artan fenilboronik asit modifiyesiyle azaldığı bulunmuştur. FTIR pikleri incelendiğinde RF reçinelerin yoğun aromatik halkalara sahip olduğu görülürken, fenilboronik asit modifiyeli reçinelerde yeni boronat bağların oluştuğu görülmüştür. Matris malzemesinin borla modifiyelenmesi kömür verimini arttırmıştır. RF8 polimerinin kömür verimi 1000 °C'de %41,23 iken, ağırlıkça %25 fenilboronik asit ile modifiyelenerek hazırlanan matris malzemesinin (RFB25) kömür verimi %46,63 değerine çıkarılmıştır. Hazırlanan matris malzemeleri poliakrilonitril (PAN) temelli iğne ile delinmiş karbon fiber keçelere emprenye edilerek kompozitler üretilmiştir. Hazırlanan kompozitlerin SEM görüntüleri incelendiğinde RF matrisli kompozitlerde çatlak ve oyuk oluşumu gözlemlenirken, RFB matrisli kompozitlerde bu oluşumlar gözlemlenmemiştir. Ayrıca RFB matrisli kompozitlerde yer alan karbon fiber keçelerin üzerinde serbest fenilboronik asit parçacıkları olduğu görülmüştür. Kompozitlerin ablasyon özellikleri, oksiasetilen alev testi kullanılarak belirlenmiştir. Kompozitlerdeki fenilboronik asit ile modifiye edilmesi ile ablasyon direnci arttırılmıştır. RF8 matrisi ile hazırlanan kompozitin ortalama doğrusal ablasyon oranı (DAO), kütle ablasyon oranı (KAO) ve kömürleşme oranı (KO) sırasıyla 0,009 mm/sn,0,032 g/sn ve 0,235 mm/sn iken, en iyi ablasyon direncini sağlayan K-RFB25 kompozitinin DAO, KAO ve KO değerleri sırasıyla 0,007 mm/sn, 0,024 g/sn ve 0,165 mm/sn değerine düşürülmüştür. Kompozitlerin oksiasetilen testinde ön yüzeylerine gelen 2733,8-2070,9 °C sıcaklık değerine karşın arka yüzey sıcaklıkları 25,3-27,5 °C aralığında kalarak ısı bariyeri sağlamıştır.Öğe Nöromusküler hastalığa sahip bireylerde beden memnuniyeti, sosyal kaygı, psikolojik esneklik ve yaşam doyumu arasındaki ilişkilerin incelenmesi(Bursa Teknik Üniversitesi, 2025) Toprak, Halil İbrahim; Çıvgın, UmutMevcut çalışma nöromusküler hastalığa sahip bireylerin, beden memnuniyeti, sosyal kaygı ve yaşam doyumu arasındaki ilişkilerde psikolojik esnekliğin aracılık rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma 18 yaşından büyük, okur yazar ve en az 6 aydır nöromusküler hastalık tanısına sahip 88 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılara Sağlık Değerlendirme Anketi-Engellilik İndeksi, Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği, Beden Memnuniyeti Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği ve Psikolojik Esneklik Ölçeği'nden oluşan anket bataryası uygulanmıştır. Çalıma bulgularına göre; psikolojik esneklik, beden memnuniyeti ve yaşam doyumu arasındaki ilişkide, beden memnuniyeti ve sosyal kaygı arasındaki ilişkide ve son olarak sosyal kaygı ve yaşam doyumu arasındaki ilişkide aracılık rolüne sahiptir. Mevcut çalışma, psikolojik esnekliğin nöromusküler hastalıklara sahip bireyler için koruyu-önleyici müdahale olarak önemli olduğunu göstermekte ve nadir hastalıklar grubundan olan nöromusküler hastalıklarla ilgili kısıtlı sayıdaki yayın havuzuna katkı sağlamaktadır.Öğe Otomatik yönlendirmeli araçlar için yapay zeka destekli çarpışma önleme algoritmalarının geliştirilmesi(Bursa Teknik Üniversitesi, 2024) Çoban, Mustafa; Gelen, GökhanOtomatik yönlendirmeli araçlar; fabrikalar, depolar ve dağıtım merkezleri gibi endüstriyel ortamlarda yaygın olarak kullanılan ve iş gücü maliyetlerinin azaltılması, üretim süreçlerinin verimliliğinin artırılmasını sağlayan taşıma sistemleridir. Çoklu araç sistemlerinde emniyetli ve verimli taşımanın gerçekleştirilmesi için araçların kontrolünün ve koordinasyonunun sağlanması büyük bir öneme sahiptir. Bu tezde, ortak çalışma bölgelerine ve çakışan rotalara sahip ortamlarda çalışan otomatik yönlendirmeli araç sistemlerinde çarpışmaların önlenmesini sağlayacak modelleme ve kontrol yöntemleri önerilmiştir. Çoklu araç içeren sistemlerin koordinasyonu için geliştirilen modelleme ve kontrol metotları, benzetim uygulamalarıyla test edilmiştir. Önerilen yöntemlerde, otomatik yönlendirmeli araçların çalışma ortamlarındaki hareketlerinin modellenmesi için sonlu durum makineleri kullanılırken, çarpışmaların önlenmesi için ise en yaygın pekiştirmeli öğrenme algoritmalarından biri olan Q-öğrenme kullanılmıştır. Araçların modelleme aşamasında, diğer araçların çarpışma bölgelerindeki durumları dikkate alınmış ve oluşturulan modellerin sade ve anlaşılır olması hedeflenmiştir. Bu hedefler doğrultusunda, çoklu araç içeren sistemlerdeki karmaşıklığı azaltmak amacıyla merkezi olmayan modelleme yaklaşımları kullanılmıştır. Sistemdeki her bir araca özel oluşturulmuş olan sonlu durum otomat modelleri, araçların kontrolünü sağlayacak Q-öğrenme algoritmalarında çevre modeli olarak tanımlanmıştır. Bu modellere uygun olarak tasarlanan Q-öğrenme algoritmalarıyla, her bir aracın bulunduğu durumda gerçekleştirmesi gereken eylemleri içeren Q tabloları elde edilmiştir. Çok sayıda araç içeren ve çok sayıda çarpışma bölgesine sahip çeşitli sistemlerde, araçların kontrolünü sağlayacak Q tabloları benzetim uygulamalarında kullanılmış ve önerilen yöntemler test edilerek doğrulanmıştır. Benzetim uygulamalarının sonuçları, önerilen yöntemlerin potansiyel çarpışmaları önleyebileceğini ve genel verimliliği büyük ölçüde artırabileceğini göstermektedir.Öğe Üstyapı modelleme kabullerinin sismik izolasyon ile güçlendirilen betonarme bir binanın deprem tepkisine etkisi(Bursa Teknik Üniversitesi, 2024) Kayı, Deniz Birlik; Bayhan, BeyhanBu çalışmada, sismik izolasyon ile güçlendirilen eski tip betonarme bir binanın sismik taleplerindeki değişim, üstyapıda dikkate alınan modelleme varsayımlarına bağlı olarak araştırılmıştır. Bu doğrultuda, Türkiye yapı stokunda bulunan betonarme yapıların özelliklerini taşıyan, 8 katlı, betonarme bir konut binasının tasarımı, 1998 Deprem Yönetmeliği'ne uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma konusu, eski tip betonarme konut binasının güçlendirilmesinde, kurşun çekirdekli kauçuk izolatörlerden oluşan bir taban izolasyon sistemi kullanılmıştır. Sismik izolasyon ile güçlendirilmiş betonarme konut binasının sayısal modelleri, üstyapı taşıyıcı sistem elemanları için doğrusal ve doğrusal olmayan modelleme yaklaşımları dikkate alınarak iki farklı şekilde oluşturulmuştur. Doğrusal olmayan sayısal modellerde, taşıyıcı sistem elemanlarının sarılma bölgelerinde bulunan enine donatı miktarı bir değişken olarak ayrıca ele alınmıştır. Sayısal modellerin tümünde, kurşun çekirdekli kauçuk izolatörlere ait doğrusal olmayan kuvvet-deplasman özellikleri tanımlanırken, çevrimsel yükleme sırasında kurşun çekirdekteki sıcaklık artışına bağlı olarak gelişen dayanım kaybı dikkate alınmıştır. Doğrusal olmayan dinamik analizlerde kullanılmak üzere, PEER kuvvetli yer hareketi veri tabanından yakın saha özelliği taşıyan 11 deprem ivme kaydı seçilmiştir. Seçilen deprem ivme kayıtları, yönetmelik hükümlerini sağlamak amacıyla, hedef tasarım spektrumuna uygun olarak ölçeklendirilmiştir. Dinamik analizlerde, ölçeklendirilen ivme kayıtları, sayısal modellerin her iki yatay doğrultusunda, eş zamanlı olarak tatbik ettirilmiştir. Dinamik analizlerden elde edilen üstyapı göreli kat ötelemesi, kat kesme kuvveti ve kat ivmesi talepleri, değişen modelleme yaklaşımlarına bağlı olarak değerlendirilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde, farklı bina özellikleri ile modelleme yaklaşımlarının, sismik izolasyonla güçlendirilmiş betonarme konut binasının sismik talepleri üzerindeki etkisini ortaya koyabilmek amacıyla parametrik bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Parametrik çalışmada, öncelikle, betonarme konut binasının malzeme ve geometrik özellikleri değiştirilerek yeni bina modelleri oluşturulmuştur. Ardından, betonarme konut binasının doğrusal ve doğrusal olmayan sayısal modellerinde, üstyapı için farklı modelleme yaklaşımları dikkate alınmıştır. Sayısal modellerin doğrusal olmayan dinamik analizlerinden elde edilen üstyapı sismik talepleri, parametrik çalışma kapsamında ele alınan her bir parametre için ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, sismik izolasyon ile güçlendirilen eski tip betonarme konut binasında, korozyon etkilerinin gözlenmesi durumunda sismik taleplerin değişimi araştırılmıştır. Bu doğrultuda, kurşun çekirdekli kauçuk izolatörler ile güçlendirilen betonarme konut binasının, dört farklı korozyon senaryosu ve dört farklı korozyon seviyesi için doğrusal olmayan sayısal modelleri oluşturulmuştur. Sayısal modellerin dinamik analizlerinden elde edilen üstyapı sismik talepleri, korozyon etkilerinin ihmal edildiği durumu temsilen oluşturulan sayısal modele ait talepler ile karşılaştırılarak incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde, sismik izolasyon ile güçlendirilen eski tip betonarme konut binasının sayısal modellerinde, kolon-kiriş birleşim bölgelerinde oluşması muhtemel kesme ve sıyrılma deformasyonlarının dikkate alınması ve ihmal edilmesi durumunda sismik taleplerdeki değişim araştırılmıştır. Bu doğrultuda, kurşun çekirdekli kauçuk izolatörler ile güçlendirilmiş betonarme konut binasının düğüm noktası deformasyonlarının dikkate alındığı ve ihmal edildiği iki farklı sayısal modeli oluşturulmuştur. Doğrusal olmayan dinamik analizler sonucunda, sayısal modellerden elde edilen üstyapı sismik talepleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca, düğüm noktalarında elde edilen moment-dönme talepleri incelenmiştir.Öğe Kripto para ekosisteminde volatilite dinamikleri: Bitcoin, Ethereum ve altcoinler arasındaki ilişkinin incelenmesi(Bursa Teknik Üniversitesi, 2025) Canoruç, Seda; Kaya, AbdulkadirSon yıllarda finansal piyasalara dahil olan fakat merkezi bir sistem tarafından takibi olmayan kripto paralar yüksek işlem hacmi, yüksek getiri ve yüksek volatiliteye sahip yapısıyla bireysel ve profesyonel yatırımcıların yanında akademisyenlerinde ilgisini çekmektedir. Yapılan araştırmalarda, kripto para piyasalarındaki fiyat hareketleri, piyasanın gelişimi, yatırımcı davranışları, piyasaya yönelik yasal düzenlemeler gibi konular incelenmiştir. İlk kripto para olarak 2009 yılında ortaya çıkan Bitcoin, arzının sınırlı olması ve üretiminin zorlaşması sebebiyle, Bitcoin'in altına benzetilmiş ve takip eden süreçte işlem hacmi ve fiyatı sürekli olarak yükselmiştir. Kripto paralar, hızlı ve düşük maliyetli fon transferi sağlamalarının yanı sıra yüksek güvenlik ve gizlilik sunmaktadır. Bitcoin ve takip eden süreçte ortaya çıkan kripto paralar önceleri oldukça riskli ve yatırım yapılamaz varlıklar olarak görülmekteyken, günümüzde oldukça yüksek sayıda yatırımcıya sahiptirler. Yatırımcı sayısının, işlem hacminin, kripto sayısının ve riskin çok yüksek olması ve artması kripto paralar arasındaki ilişkinin ortaya konulmasını da gerekli kılmaktadır. Bu çalışmada, kripto para piyasası iki temel dinamiği olan Bitcoin ve Ethereum ile altcoinlerin arasındaki volatilite yayılımını tespit etmektedir. Kripto para piyasalarında çok fazla altcoin bulunması bunların doğrudan analizlere dahil edilmesinde önemli bir kısıt oluşturmaktadır.Bu nedenle altcoinler Analytics, Defi, Gaming, Health, Identity, Iot Coin, Logistics, Marketing, Memes Coin, Metaverse, Music, Privacy, Stablecoin, Stroge, Tourism, Wallet, Web3 ve NFT finansman alanlarında sınıflandırılarak analiz edilmiştir. Analizler 01.01.2021-06.03.2023 dönemi verileriyle, vektör hata düzeltme modeli (VECM) temelli Diebold-Yılmaz analizi uygulanmıştır . Yapılan analiz sonucunda, Bitcoin kendi şoklarından %97,6 oranında, kendi şokları dışında sırayla Ethereum, Stablecoin değişkenlerinden (%0,4) etkilenmektedir. Ethereum kendi şoklarından %32,4 oranında etkilenirken, kendi şokları dışında Bitcoin'den (%65,3) altcoin gruplarından Iot Coin (%0,4), Privacy (%0,6) oranlarında etkilenmiştir. Analize konu olan altcoin gruplar incelendiğinde Analytics (%27,9), Defi (%62,3), Gaming (%25,8), Health (%24,6), Identity (%25,4), Iot Coin (%24,6), Logistics (%43,4), Marketing (%15,2), Memes Coin (%18,8), Metaverse (%34), Music (%23,5), Privacy (%52,6), Stablecoin (%3,2), Stroge (%33,9), Tourism (%20,9), Wallet (%33,5), Web3 (%54,9) Bitcoin'de gerçekleşen şoklardan etkilenmektedir. Analytics (%7,9), Defi (%8), Gaming (%4,7), Health (%3,8), Identity (%5,5), Iot Coin (%2,9), Logistics (%6,2), Marketing (%12,3), Memes Coin (%1,4), Metaverse (%2,5), Music (%3), Privacy (%6,5), Stablecoin (%4,7), Tourism (%2,3), Wallet (%8,7), Web3 (%8,9) Ethereum'da gerçekleşen şoklardan etkilenmektedir. NFT altcoin grupları kendi içinde şoklardan etkilenirken Bitcoin ve Ethereum değişkenlerine bir etkisi olmadığı tespit edilmiştir.Öğe Bursa, Paşalar Köyünde kadın olmak(Bursa Teknik Üniversitesi, 2025) Özdemir, Selin; Eklemezler, Selda AdiloğluBu araştırma, kırsal alanda kadının toplumsal konumunu ve değişen kırsal yapının kadın üzerindeki etkilerini sosyolojik bir perspektifle ele almaktadır. Bursa'nın Mustafakemalpaşa ilçesine bağlı Paşalar köyünde gerçekleştirilen araştırma, kadınların gündelik yaşam pratikleri, toplumsal cinsiyet rolleri ve ekonomik üretimdeki görünmez emekleri üzerinden değerlendirilmiştir. Araştırmada, kırsal yaşamın ataerkil değerlerle biçimlenen yapısının kadını nasıl ikincilleştirdiği ve değersizleştirdiği incelenmektedir. Bununla birlikte, kırsalda modernleşme ve toplumsal dönüşümlerin kadın kimliği üzerinde yarattığı değişimler analiz edilmiştir. Söz konusu amaç doğrultusunda yapılan araştırmada, nitel araştırma yöntemi kullanılmış; derinlemesine mülakatlar ve katılımlı gözlem yoluyla elde edilen veriler, kadınların hem toplumsal hem de bireysel düzeyde yaşamış oldukları görünmezlik ve değersizlik deneyimlerini ortaya koymaktadır. Bulgular, kırsal alanda kadının üretimdeki merkezi rolüne rağmen, karar alma süreçlerinden dışlandığını; ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda ikincil konumda yer aldıklarını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Kırsalda kadın olmak, Paşalar köyü, Köylü kadınının değersizleştirilmesi.Öğe Endüstriyel üretim hatlarında yapay zekâ destekli kalite kontrol sisteminin geliştirilmesi(Bursa Teknik Üniversitesi, 2024) Bike, Elif Aydan; Bayrak, GökayGörüntü işleme teknolojisi, otomotiv başta olmak üzere bir çok sektörde kullanılmakta ve gün geçtikçe teknolojik altyapısı gelişmektedir. Özellikle imalat sektöründe, ürünlerin kalitesini sağlamak ve üretim süreçlerini optimize etmek için görüntü işleme sistemleri sıkça kullanılır. Üretilen parçaların yüzeylerinin incelenmesi, pürüzlülük, çatlaklar, delikler veya diğer kusurların tespit edilmesi için görüntü işleme teknolojisi kullanılmaktadır. Kamera sistemleri, ürün yüzeylerini yüksek çözünürlüklü görüntülerle tarar ve algoritmalar, belirlenen kriterlere uygun olmayan herhangi bir kusuru tespit eder. Üretilen parçaların boyutları ve geometrisi, görüntü işleme teknolojisi kullanılarak ölçülür. Kamera sistemleri, parçaların belirli ölçülere ve toleranslara uygun olup olmadığını kontrol eder ve herhangi bir sapma tespit ederse uyarı verir. Bunlara ek olarak montaj hattında, parçaların doğru monte edilip edilmediği, etiket doğruluğu ve benzeri bir çok üretim ve kontrol aşamasında görüntü işleme teknolojisi yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Bu tezde, makine öğrenmesi yöntemlerinden yararlanarak endüstriyel parçalar üzerindeki hataların saptanması ve sınıflandırılması için uygun yöntemlerin geliştirilmesi hedeflenmiştir. Öncelikle üretim hattındaki parçaların ölçümsel hatalarının bulunması amacı ile belirlenen toleranslara uygun bir kalite yapay görü kontrol sistemi geliştirilmiştir. Daha sonra parça üzerindeki çizik ve çapak problemleri için toplam 2650 adet görüntüden oluşan bir veri seti oluşturulmuştur. Bu veri setinde hatasız, çizik ve çapak olmak üzere 3 temel sınıf oluşturulmuştur. Veri setinin %80'i eğitim ve %20'si test olarak seçilerek sırasıyla DWT, CWT ve UWT dalgacık dönüşümü yöntemleri uygulanmıştır. Öznitelikleri elde edilen görüntüler farklı tip sınıflandırıcılara giriş olarak verilerek en uygun makine öğrenmesi yönteminin elde edilmesine çalışılmıştır. Öznitelik çıkarma işlemleri sonrasında, yapay sinir ağları, destek vektör makineleri, k-en yakın komşu ve karar ağacı gibi sınıflandırıcı metotları denenmiş ve test edilmiştir. Daha sonra, derin öğrenme yaklaşımı ile parça görüntülerinden elde edilen temel dokusal özellikler kullanarak daha ayırt edici özellikler elde edilmeye çalışılmıştır. Tez çalışması sonucunda, endüstriyel parçaların 0,003 ile 0,05 arası sapma ile boyutsal olarak kontrolleri gerçekleştirilmiştir. UWT ve DT kombinasyonu ile gerçekleştirilen makine öğrenmesi yöntemi ise %98,2 başarı ile endüstriyel parçalardaki görsel kusurları tespit edilerek sınıflandırma yapabilmiştir. Derin öğrenme sürecinde ise Gabor Filtresi ile elde edilen görüntüler YOLOv5 kullanılarak eğitilmiş, çizik ve çapak hatalarının yüksek doğruluk ile sınıflandırılması sağlanmıştır. Tez çalışmasında geliştirilen hem ölçüsel kontrol hem de yapay zekâ temelli kontrol yöntemleri, endüstriyel üretim hatları çıkışındaki parçaların kalite kontrolü için pratikte uygulanabilir bir çözüm sunmaktadır.Öğe Yetişkinlerde sosyotropik/otonomik kişilik özellikleri ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün rolü(Bursa Teknik Üniversitesi, 2025) Yakar, Tuğçe; Çıvgın, UmutBu araştırmada yetişkin bireylerin psikolojik belirti düzeyleri, sosyotropik/ otonomik kişilik özellikleri ve duygu düzenleme güçlükleri arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Çalışmada, nicel araştırma yöntemlerinden olan ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Türkiye genelinde bulunan 18 yaş üzeri 275 kadın ve 75 erkek olmak üzere 350 gönüllü katılımcı oluşturmaktadır. Çalışmaya 199 katılımcı çevrimiçi ve 151 katılımcı yüz yüze veri toplama aracılığıyla dahil edilmiştir. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Depresyon, Anksiyete, Stres Ölçeği (DASS-21), Sosyotropi ve Otonomi Ölçeği ve Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği sunulmuştur. Çalışmanın amacı doğrultusunda ilk olarak katılımcıların psikolojik belirti düzeyleri ile sosyotropik/otonomik kişilik özellikleri arasındaki ilişki incelenmiş ve bu ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü analiz edilmiştir. Uygulanan istatistiksel analizler sonucu elde edilen bulgulara göre kadınların psikolojik belirti düzeyleri ve sosyotropi düzeyleri erkek katılımcılara göre daha yüksektir ve aradaki bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır. Otonomi düzeyleri ve duygu düzenleme güçlüğü toplam puanları açısından ise cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark elde edilememiştir. Gerçekleştirilen korelasyon analizi sonucunda katılımcıların psikolojik belirti düzeyleri ile sosyotopi ve otonomi düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı zayıf ve pozitif yönlü bir ilişki olduğu görülmüştür. Katılımcıların sosyotropi düzeyleri ile duygu düzenleme güçlüğü düzeyleri arasında orta düzeyde pozitif yönlü bir ilişki elde edilirken otonomi düzeyleri ve duygu düzenleme güçlüğü düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Regresyon analizi sonuçları incelendiğinde ise sosyotropi, otonomi ve duygu düzenleme güçlüğünün pozitif yönde psikolojik belirti düzeyini yordadığı görülmüştür. Son olarak gerçekleştirilen aracılık analizinin bulgularına göre sosyotropi düzeyi ve psikolojik belirti düzeyi arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün kısmı aracılık rolüne sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ancak otonomi düzeyi ve psikolojik belirti düzeyi arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracılık etkisinin bulunmadığı görülmüştür. Araştırma bulguları sosyotropi ve otonomi kişilik özelliklerinin psikolojik belirtiler ve duygu düzenleme güçlüğü ile ilişkisine işaret etmektedir. Alanyazında bu konuda yapılacak daha fazla sayıda çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Araştırmanın sınırlılıkları, güçlü yönleri ve gelecek çalışmalara yönelik önerilere çalışmanın sonunda yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyotropi, Otonomi, Psikolojik belirtiler, Duygu düzenleme güçlüğü.Öğe Kadınların sahip olduğu sosyo-ekonomik durumun şiddet algısı üzerindeki etkisi(Bursa Teknik Üniversitesi, 2025) Özcan, İlayda; Altıparmak, İpek BeyzaŞiddet, insanlığın başlangıcından itibaren toplumların karşılaştığı en yaygın, karmaşık, çok boyutlu ve sistematik sorunlardan biri olmasının yanı sıra bireyin sözlü, fiziksel, psikolojik, ekonomik, cinsel olarak her türde baskıya maruz kaldığı bir davranış biçimidir. Bu davranış biçimi bireyin hayatının her aşamasında karşılaşabileceği bir sorun olmakla birlikte sadece bireyin hayatını değil toplum hayatını da derinden etkileyen bir problemdir. Şiddetin toplumsal eşitsizlik, cinsiyetçi roller, ekonomik zorluk, kültürel yapı gibi birçok sebebi bulunmaktadır. Toplum içerisinde şiddet mağduru bireylerin daha çok çocuk, yaşlı ve kadın gibi dezavantajlı gruplarda yer aldığı görülmektedir. Şiddetin yaygın türlerinden olan kadına yönelik şiddet günümüzde ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmakta ve artarak devam etmektedir. Kadına yönelik şiddetin nedenleri arasında ataerkil düşünce yapısı ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği ön planda yer almaktadır. Kadının ikincil konumu ve ev içi işlerden tek başına sorumlu olması, eşin iznine bağlı olarak çalışması gibi durumlar kadına yönelik şiddeti arttıran sebeplere örnek verilebilir. Bu şiddet türüyle mücadele açısından kadının sosyo-ekonomik durumu oldukça önemlidir. Kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda akla sadece cezai yaptırımlar gelmemelidir. Şiddetin azalması ve ortadan kaldırılması için şiddetin sebeplerine yönelik sosyal politikalar, kamu spotları, kadın iş istihdamının arttırılması, ataerkil düşünce kalıplarının değiştirilmesi ve eğitim programlarının düzenlenmesi gibi çalışmaların yapılması gerekmektedir. Çalışmalar gerçekleştirilirken bireylerin sosyo-ekonomik düzeylerine göre şiddet hakkındaki algıları belirlenmelidir. Bu algılara yönelik çalışmaların gerçekleştirilmesi de önemli bir konudur. Buradan hareketle yapılan çalışmada kadınların sosyo-ekonomik düzeylerine göre şiddete bakış açıları ele alınmaktadır. Çalışma, kadınların sosyo-ekonomik düzeylerine göre şiddete bakış açılarının benzerlik ve farklılıklarının ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmada 64 kadın ile görüşülmüştür. 64 görüşmeci kadının 32'si alt sosyo-ekonomik düzeye sahip iken 32'si üst sosyo-ekonomik yapıya sahiptir. Çalışmada gizlilik ilkesine uyulmuş ve gönüllük esas alınmıştır. Mülakatlar araştırmacı tarafından yüz yüze yapılmıştır. Ses kayıtlarının transkripsiyonları MAXQDA ANALYTICS PRO 2020 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmada katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, şiddet algısı, şiddetle mücadelede etkili unsurlar, toplumsal cinsiyet rolleri, şiddetle mücadele ve çözüm önerileri sosyolojik bakış açısı ile tartışılmıştır.Öğe Ebeveynlerin ebeveynlik stilleri, ebeveyn öz yeterliği ve 5-6 yaş çocuklarının benlik algısı arasındaki ilişkinin incelenmesi(Bursa Teknik Üniversitesi, 2025) Gün, Beyza; Kantarcıoğlu, Arzu ÇırpanBu çalışmada anne babalarının ebeveynlik stilleri, ebeveyn öz yeterlik düzeyleri ve 5-6 yaş çocukların benlik algısı düzeyleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Ayrıca sosyodemografik özelliklerin çalışma değişkenleri üzerindeki etkisi belirlenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu Konya ili Millî Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı anaokulu ve kreşlerde eğitime devam eden 5-6 yaş çocuklar ile onların anne ve babaları oluşturmuştur. Araştırmaya 20-48 yaş arası 99 anne, 20-50 yaş arası 99 baba ve 5-6 yaş arası 99 çocuk katılım sağlamıştır. Araştırmada anne ve babaların ebeveynlik öz yeterliklerini değerlendirmek amacıyla Yenilenmiş Berkeley Ebeveyn Öz Yeterlik Ölçeği, anne ve babaların ebeveynlik stillerini belirlemek amacıyla Ebeveyn Tutum Ölçeği, anne ve babaların yaşı, eğitim düzeyi, çalışma durumu; çocuğun yaşı ve cinsiyeti gibi sosyodemografik bilgileri için ise araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Formlar ebeveynlere öğretmenler aracılığıyla gönderilmiştir. Ebeveynleri tarafından araştırmaya katılımları onaylanan çocukların benlik algısı düzeylerini belirlemek amacıyla ise Demoulin Benlik Algısı Ölçeği araştırmacı tarafından çocuklara yüz yüze uygulanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 26.0 paket programı kullanılmıştır. Araştırmanın amaçlarını test etmek üzere verilerin analizinde Pearson Momentler Çarpımı Korelasyonu, Basit Doğrusal Regresyon Analizi ve tek yönlü Anova testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda annelerin ebeveyn öz yeterlik ölçeği puanlarının, demokratik ebeveyn tutumlarına ilişkin varyansın %33'ünü, otoriter tutuma ilişkin varyansın %8.7'sini, aşırı koruyucu tutuma ilişkin varyansın ise %7'sini açıkladığı belirlenmiştir. Buna ek olarak baba öz yeterliliği ölçeği puanlarının da demokratik tutuma ilişkin varyansın %44'ünü, otoriter tutuma ilişkin varyansın %8,9'unu, aşırı koruyucu tutuma dair ilişkin varyansın ise %10,8'ini açıkladığı görülmüştür. İzin verici tutum açısından ise anne ebeveyn öz yeterliliği ve baba ebeveyn öz yeterliliği puanlarının yordayıcı etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Anne ve babaların ebeveyn öz yeterlikleri ve ebeveynlik stilleri ile çocukların benlik algısı arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Çocukların benlik algısı puanlarının ise çocuğun cinsiyeti, annelerin yaşı, annelerin eğitim düzeyi, annelerin çalışma durumu, babaların yaşı ve babaların eğitim düzeyine göre anlamlı farklılık göstermediği saptanmıştır. Ayrıca annelerin otoriter, demokratik, aşırı koruyucu ve izin verici ebeveynlik tutum puanları; çocuğun cinsiyetine, anne yaşına, anne eğitim düzeyine göre anlamlı bir farklılık göstermezken aşırı koruyucu ebeveynlik tutum puanları annelerin çalışma durumuna göre anlamlı farklılık göstermiştir. Bulgular incelendiğinde çalışmayan annelerin aşırı koruyucu tutum puanları çalışan annelere kıyasla daha yüksek bulunmuştur. Benzer şekilde babaların otoriter, demokratik, aşırı koruyucu ve izin verici ebeveynlik tutumu puanları; çocuğun cinsiyetine, babaların eğitim düzeyine göre anlamlı farklılık göstermezken aşırı koruyucu ebeveynlik tutum puanlarının babaların yaşına göre anlamlı farklılık gösterdiği bulunmuştur. Bulgular 20-35 yaş grubundaki babaların aşırı koruyucu tutum puanlarının 36-50 yaş grubu babalara kıyasla daha yüksek olduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler: Ebeveynlik stilleri, Ebeveyn öz yeterliği, Benlik algısı.Öğe Meşcere parametrelerinin insansız hava araçları (İHA) ile tahmin edilmesi(Bursa Teknik Üniversitesi, 2025) Gencal, Burhan; Sönmez, TuranOrman kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi, meşcere parametrelerinin doğru, hızlı ve maliyet etkin bir biçimde belirlenmesine bağlıdır. Bu doğrultuda, geleneksel yer ölçüm yöntemlerinin zamansal, mekânsal ve ekonomik sınırlamalarına alternatif olarak geliştirilen uzaktan algılama teknolojileri son yıllarda ormancılık alanında önemli bir kullanım alanı bulmuştur. Bu çalışmada, İnsansız Hava Aracı (İHA) tabanlı LiDAR (Light Detection and Ranging) sistemleri kullanılarak meşcere parametrelerinin (göğüs çapı, ağaç boyu, tepe tacı genişliği, ağaç sayısı, göğüs yüzeyi ve hacim) tahmin doğruluğu analiz edilmiştir. Araştırma, Bursa Orman Bölge Müdürlüğü sınırları içerisinde yer alan aynı yaşlı ve değişik yaşlı Sarıçam (Pinus sylvestris L.) ve Göknar (Abies nordmanniana subsp. bornmulleriana) meşcerelerinde yürütülmüştür. Çalışma kapsamında kapalılıklara göre alınan 400, 600 ve 800 m² büyüklüklerinde 212 adet örnek alan alınmış, her bir alanda yersel ölçümler ile göğüs çapı, ağaç boyu, tepe tacı genişliği ve koordinat bilgileri toplanmıştır. Havasal ölçümler için, DJI Matrice 300 RTK İHA ve DJI Zenmuse L1 LiDAR sensörü kullanılarak yüksek yoğunluklu LiDAR veri seti üretilmiştir. Verilerin işlenmesi için DJI Terra ve RStudio ortamları kullanılarak nokta bulutu normalizasyonu, CHM (Canopy Height Model) üretimi, ağaç tepe tespiti ve segmentasyon işlemleri gerçekleştirilmiştir. Çalışmada hem alan tabanlı hem de bireysel ağaç tabanlı LiDAR metrikleri çıkarılmıştır. Geliştirilen tahmin modellerinde Kısmi En Küçük Kareler (PLS), k-En Yakın Komşu (k-NN), Rastgele Orman (RF) ve Aşırı Gradyan Artırma (XGBoost) algoritmaları kullanılarak performans karşılaştırmaları yapılmıştır. Modellerin doğrulukları, R² (Belirtme katsayısı), HKOK (Hataların karelerinin ortalamalarının karekökü) ve OMH (Ortalama mutlak hata) kriterleri üzerinden değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, alan ve bireysel ağaç metriklerinin birlikte kullanılması, yalnızca alan tabanlı metriklere göre tahmin doğruluğunu anlamlı düzeyde artırmıştır. Göğüs çapı (d1.30) tahmini için XGBoost algoritması kullanılarak R² = 0,97, RMSE = 1,93 cm ve MAE = 1,48 cm değerlerine ulaşılmıştır. Ağaç boyu tahmininde RF algoritması ile R² = 0,94, ağaç sayısı tahmininde XGBoost algoritması ile R² = 0,90 doğruluk oranı elde edilmiştir. Göğüs yüzeyi ve hacim tahminlerinde de benzer şekilde alan ile bireysel ağaç yaklaşımıyla %10–20 arasında hata oranı düşüşü sağlanmıştır. İHA-LiDAR sisteminin operasyonel avantajları da analiz edilmiştir. Yersel ölçüm yöntemlerine kıyasla veri toplama süresinde %58, toplam maliyette ise yaklaşık %21 oranında tasarruf sağlanmıştır. Ayrıca, erişilmesi zor veya eğimli alanlarda veri kaybı yaşanmadan başarılı veri elde edilmiştir. İHA sisteminin satın alınması durumunda ise, ilk ölçümde küçük bir ek maliyet oluşsa da sonraki ölçümlerde %73,6'ya varan tasarruf sağlanabilmektedir. xxi Sonuç olarak, İHA tabanlı LiDAR sistemlerinin hem doğruluk hem de maliyet/zaman verimliliği açısından geleneksel yöntemlere kıyasla önemli avantajlar sunduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, orman envanteri ve izleme çalışmalarında İHA destekli uzaktan algılama teknolojilerinin yaygın kullanım potansiyelini ortaya koymaktadır.Öğe Geopolimer bağlayıcılı liflevha geliştirilmesi ve bazı değişkenlerin levha özellikleri üzerine etkisinin incelenmesi(Bursa Teknik Üniversitesi, 2024) Arpacı, Şebnem Sevil; Güntekin, ErgünSon yıllarda çimentonun neden olduğu sera gazı emisyonunun azaltılmasına yönelik pek çok araştırma yapılmaktadır. Yapılan çalışmaların sonucunda düşük CO2 emisyonu, yüksek mekanik ve dayanıklılık özellikleri nedeniyle, üçüncü nesil çimento olarak kabul edilen geopolimerler, Portland çimentolarına (PC) alternatif olarak kullanılabilecek çevre dostu bir ürün olarak görülmektedir. Bu tez çalışmasında, yapı endüstrisinde kullanılabilecek geopolimer bağlayıcılı liflevhaların (GBL) geliştirilmesi amaçlanmaktadır. İki bölümden oluşan çalışmada, 1. bölümde cam lifi, kenevir lifi ve life ön işlem (%1 NaOH, sıcak su) uygulanarak üretilen çimentolu liflevhalar üretilmiştir. Üretilen çimentolu lif levhalarda 1,3 g/cm3 hedef yoğunluk belirlenmiştir. 1/4 odun lifi-çimento oranı ve odun-çimento uyumsuzluğunun giderilmesi amacıyla %5 CaCl2 kullanarak, 350 mm x 300 mm x 10 mm boyutlarında tek tabakalı çimentolu liflevhalar üretilmiştir. 42,5 CEM II çimento tipi ve %100 çam lifi ile üretilen levhalar 2-3 N/mm2 basınç altında 24 saat kürlendikten sonra 28 gün süreyle % 65 rutubet ve 21 °C sıcaklıkta bekletilerek kondisyonlanmıştır. Üretilen levhalardan standartlarda belirtilen ölçülerde test örnekleri hazırlanarak, yoğunluk, 24 saatteki su alma miktarı (SA) ve kalınlığına şişme (KŞ), eğilme direnci (ED), eğilmede elastikiyet modülü (EM) ve iç yapışma direnci (İYD) belirlenmiştir. Örnekler üzerinde ayrıca Fouirer Transform Infrared Spektrofotometre (FTIR), X-ray Fluorescence (XRF), X-ray Diffraction (XRD) ve Scanning Electron Microscobe (SEM) analizleri yapılmıştır. 2. bölümde çimento yerine bağlayıcı olarak 2.5:1 oranında sodyum silikat ve 12 M sodyum hidroksitten oluşan alkali aktivatör karışımı, metakaolin (MK) ve uçucu kül (UK) karışımı ile geopolimer sentezlenmiştir. Ardından optimum lif oranı belirlenmesi için %20, 10 ve 5 oranında lif ilavesi ile geopolimer bağlayıcılı lif levhalar (GBL) üretilmiştir. %5 Lif oranı belirlendikten sonra optimum kürleme için üretilen levhalar 100 ºC 6 saat, 60 ºC 24 saat ve 28 gün oda koşullarında bekletilmiştir. %5 odun lifi ve 60 ºC kürleme sıcaklığının belirlenmesinin ardından, 350 mm x 300 mm x10 mm boyutlarında kalıpta, çimentolu liflevha üretimi ile aynı prosedürde levhaların tamamı üretilmiştir. 3. bölümde geopolimer sentezi yüksek fırın cürufu (YFC) kullanılarak yapılmıştır. Sodyum hidroksit ve silikat oranları, sodyum hidroksit molaritesi, lif oranı belirlenmesi 2. Bölümde oluşturulan çalışma deseni ile yapılmıştır. Kürleme 40 ºC 6 saat ve 25 ºC 24 saat olarak yapılmıştır. Optimum kürleme 40 ºC belirlenmiştir. Levhalar 1. Ve 2. bölümde belirtilen boyutlarda üretilmiştir. 1., 2. Ve 3. bölümde üretilen tüm kompozit malzemelere, matris içindeki lif miktarının %3, 6 ve 9 oranında cam lifi ve kenevir lifi eklenmiş, ve levha özelliklerine etkisi incelenmiştir. Çalışmada, gruplar arası yoğunluk değerleri hedef yoğunluğa (1,3 g/cm3) yaklaşık değer bulunmuştur. En yüksek yoğunluk değeri ÇBL örneklerindedir. Sırasıyla YFC ve UK ile sentezlenen GBL örnekleri gelmektedir. Eğilme direnci bulguları arşılaştırıldığında, her bir levha için standart karşılanmıştır (ortalama ÇBL 9 N/mm2, GBL (UK) 7 - 9 N/mm2 ,GBL (YFC) 8 - 9 N/mm2). En yüksek elastikiyet modülü yüksek fırın cürufu ile sentezlenen GBL örneklerden elde edilmiştir (ortalama 5315 N/mm2). Her bir levhanın İYD sonuçları standartı karşılamaktadır. Her bir gruptan elde edilen levhaların hidrofobik özllikte olduğu, TGA sonuçları değerlendirildiğinde malzemenin termal kararlığının olduğu bulunmuştur. Isıl iletkenlik değerleri tüm gruplarda standartı karşılamaktadır. Elde edilen verilerde (fiziksel ve mekanik özellikler) istatistiksel olarak anlamlı bir fark olup olmadığını bulmak için ANOVA testi yapılmıştır. ANOVA testi IBM SPSS Statistics programında General Linear Model opsiyonu içerisinde yer alan Univariate analizi ile yapılmıştır.Öğe Sürdürülebilir ve güvenli tarım için siyanobakteri toksinlerinin elektrokimyasal biyosensörlerle tayini(Bursa Teknik Üniversitesi, 2025) Meço, Ece Kesici; Yılmaz, Ece ÜnürGünümüzde artan çevresel kirlilik ve iklim değişikliğinin etkileri, su kaynaklarında siyanobakterilerin çoğalmasını tetiklemektedir. Bu artış, silindrospermopsin (CYN) ve saksitoksin (STX) gibi tehlikeli siyanotoksinlerin birikimine yol açmaktadır. Karaciğer ve sinir sistemi üzerinde ciddi toksik etkilere sahip olan bu bileşikler, yüzey sularında birikerek insan sağlığı ve çevre için önemli bir risk oluşturmaktadır. Bu tez kapsamında, kalem grafit elektrot (PGE) temelli elektrokimyasal biyosensörler geliştirilmiş; sularda bulunan siyanotoksinler yüksek hassasiyetle tayin edilmiş ve bu sayede çevre sağlığına duyarlı, sürdürülebilir tarım uygulamalarına katkı sağlanmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında, PGE yüzeyine immobilize edilen çift sarmallı DNA ile CYN ve STX etkileşimi elektrokimyasal empedans spektroskopisi (EIS) ile analiz edilmiştir. Optimize edilen PGE/DNA sistemi, CYN ve STX için sırasıyla 0,12 ng mL?¹ ve 0,043 ng mL?¹ tespit sınırlarına ulaşmıştır. FTIR, UV-Vis ve XPS analizleri ile siyanotoksinlerin DNA üzerindeki genotoksik etkisi detaylı bir şekilde incelenmiştir. CYN'nin seçimli tayinine yönelik olarak geliştirilen dört farklı biyosensör sisteminden birincisi, PGE yüzeyine CYN'ye özgü aptamerin (cynApt) immobilize edilmesiyle oluşturulmuştur. Bu sistemde EIS yöntemiyle deiyonize suda 0,78 ng mL?¹, göl suyunda ise 0,97 ng mL?¹ tayin sınırına ulaşmıştır. Sensör, okadaik asit ve saksitoksin gibi benzer toksinlerin varlığında da yüksek seçimlilik göstermiştir. İkinci sistemde, PGE yüzeyi iletkenliği artırmak amacıyla poli(3,4-etilendioksitiyofen):polistiren sülfonat (PEDOT:PSS) ile modifiye edilmiş, ardından cynApt immobilize edilmiştir. PGE ve PGE/PEDOT:PSS elektrotların elektrokimyasal karakterizasyonu döngülü voltametri (CV) yöntemiyle gerçekleştirilmiş olup mikroskobik karakterizasyonu taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile incelenmiştir. Bu sensör, diferansiyel puls voltametrisi (DPV) ile analiz edilmiş ve CYN için 0,16 ng mL?¹ (deiyonize su) ve 0,23 ng mL?¹ (göl suyu) tayin sınırlarına ulaşmıştır. PEDOT:PSS modifikasyonu, yüzey alanını ve elektron transfer kapasitesini artırarak en düşük tayin sınırına ulaşan yapı olmuştur. Üçüncü sensör sisteminde, PGE yüzeyine poli(3,4-etilendioksitiyofen) (PEDOT) ile elektropolimerizasyon yöntemiyle kaplanmış ve üzerine cynApt immobilize edilmiştir. Elektrokimyasal karakterizasyon CV ve EIS, mikroskobik karakterizasyon ise SEM ile gerçekleştirilmiştir. CV yöntemiyle gerçekleştirilen analizlerde 0,23 ng mL?¹ (deiyonize su) ve 0,27 ng mL?¹ (göl suyu) tayin sınırlarına ulaşmıştır. PEDOT, yüzey homojenliği ve iletkenliği ile istikrarlı sonuçlar vermiştir. Son olarak, dördüncü sensör sisteminde polipirol (PPy) ile elektropolimerizasyon yöntemiyle kaplanan PGE yüzeyine cynApt immobilize edilmiştir. Elektrokimyasal karakterizasyon CV ve EIS, mikroskobik karakterizasyon ise SEM ile gerçekleştirilmiştir. EIS tekniğiyle analiz edilen bu sistem, 0,18 ng mL?¹ (deiyonize su) ve 0,24 ng mL?¹ (göl suyu) değerleriyle PEDOT:PSS ile rekabetçi bir sonuç vermiştir. Tez kapsamında, CYN ve STX'in DNA üzerine etkisinin elektrokimyasal olarak aydınlatılmış, ayrıca CYN'nin hızlı, güvenilir ve yüksek hassasiyetle tespiti için elektrokimyasal biyosensör platformları geliştirilmiştir. Geliştirilen biyosensörler, düşük maliyetli, tek kullanımlık olmalarının yanı sıra göl suyu gibi çevresel örneklerde ppb düzeyinde CYN tayinine olanak tanımaktadır. PGE üzerinde iletken polimer/aptamer kombinasyonlarıyla siyanotoksin tayini gerçekleştirilerek, su kalitesinin izlenmesi için yenilikçi, güvenilir, etkili ve uygulanabilir alternatifler sunulmaktadır.












