TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 251
  • Öğe
    ‘Hayvan Çiftliği’ Adlı Eseri Bağlamında George Orwell’ın Tarihi ve Sosyolojik Tespitlerini Değerlendirmek
    (KIRGIZİSTAN-TÜRKİYE MANAS ÜNİVERSİTESİ, 2021) Altıparmak, İpek Beyza; Durakoğlu, Abdullah
    İngiliz edebiyatının önemli isimlerinden olan George Orwell, 1903-1950 yılları arasında yaşamış ve yazdığı eleştiri yazıları ile tanınmıştır. Roman, öykü, deneme gibi farklı türlerde pek çok eseri bulunmaktadır. Bu eserlerinden biri de 1945 yılında Birleşik Krallık’ta yayınlanan Hayvan Çiftliği adlı romanıdır. Eserde hayvanlar üzerinden kurgulanan daha adaletli daha eşitlikçi bir sistem hayalinin daha sonra nasıl bir diktatörlüğe dönüştüğü anlatılmaktadır. Bu dönüşüm, en başında haklı görünen eşitlik ve adalet istemleri üzerinden mevcut sömürü düzenine başkaldırı olarak doğmuştur. Bu başkaldırı ile daha sonra domuzların önderliğinde insanlardan daha da baskıcı ve daha zalimce bir diktatörlük kurulmuştur. Yaşanan gerçekliklerle beslendiği iddia edilen bu kurgu aynı zamanda Stalinizm eleştirisi olarak karşımıza çıkmaktadır. George Orwell, eserindeki olay kurgularını 1917 yılında yaşanan Rus Devrimi ile ve sonrasında ortaya çıkan yönetim biçimi ve lider olan Stalin ile bağdaştırarak oluşturmuştur. Stalin’in benimsediği ve uyguladığı idare biçimi romanda hayvanlar üzerinden anlatılmıştır. Daha iyi ve eşit bir yaşam isteyen hayvanlar bir lider etrafında toplanarak ideal düşüncelerini sistemleştirmişler ve onun etrafında birlik olmalarını sağlayan çeşitli unsurlar geliştirmişlerdir. İdeal düzen arayışı tıpkı Orwell’ın yaşadığı dönemde olduğu gibi insanları, onlara daha iyi bir hayat vaadi sunarak etrafında toplayan ideal bir ekonomik ve siyasal sistem gibi yayılmış ve nihayetinde inananları sistemin öznesi olmaktan çıkarmış ve sisteme hizmet eden birer araç haline getirmiştir.
  • Öğe
    An Alternative to The Over-Consumption Practice: Frugality of Immigrants from Bulgaria Living in Bursa
    (Gaziosmanpaşa Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019) Eklemezler, Sercan; Adiloğlu, Selda
    The over-consumption practices of the consumption age have lately been attracting increasing attention by many academic disciplines. This attention focuses mainly on the consumer, but it seems too early to talk about any research interest on the non-consumer. This study tries to focus on a group of people as an example of who do not consume in the over-consuming world. While non-consumers are the starting point of this study, the population of the immigrants, who are said to be tight-fisted, comprises those who immigrated to Bursa from Bulgaria. 356 people selected from this population are the sample of the study. The claim that immigrants from Bulgaria are frugal is a premise of the study, and certain hypotheses were developed to test this premise. This study employs the survey technique, and the responses were analyzed with the application of Mann-Whitney U and Kruskal-Wallis H tests, and Spearmana’s rho correlation analysis. The findings revealed that the immigrants in question were generally frugal. Accordingly, it was concluded that those who migrated to Turkey in 1970-1979 are more frugal, and those immigrating from Kardzhali are less frugal compared to those who came from other cities. Finally, the continuity of the frugality behavior by the second-generation (born in Bursa) immigrants was found to be significant in terms of the continuity of the practices of this immigrant group.
  • Öğe
    Bursa Hanlarının Güncel Kullanım Pratikleri ve Ziyaretçi Görüşlerinin Kültürel Mirasın Yaşatılması Bağlamında Değerlendirilmesi
    (Kütahya Dumlupınar Üniversitesi, 2022) Eklemezler, Sercan; Adiloğlu, Selda
    Kültürel miras mekânları ve daha özelde tarihî alanlar, bir kentin kimliği, bilinirliği, turizm potansiyeli ve kent ekonomisi açısından önem taşırlar. Bununla birlikte söz konusu alanlar, bazen o yerin sakinleri bazense turistler için bir odak noktası ya da gelip geçilen bir mekân olabilmektedirler. Bu çalışma, bir kültürel miras mekânı olan Bursa Hanlar Bölgesi’ndeki hanların korunması ve yaşatılması için verilecek kararlara katkı sunmayı amaçlamaktadır. Bu amaca yönelik olarak hanların ziyaretçi profili, kullanım pratikleri ve bilinirliği ile ziyaretçilerin mekân kullanımına dair görüş, tutum ve önerileri ortaya konmaya çalışılmıştır. Araştırma mekânı olarak Koza Han, Pirinç Han ve Fidan Han seçilmiş; seçilen hanların ziyaretçilerinden yüz yirmi katılımcıya anket uygulanmıştır. Anketlerden elde edilen veriler çapraz tablolar, ki-kare, t-testi, tek yön anova ve korelasyon analizleri ile yorumlanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre hanların kullanıcı profilleri ve kullanım amaçları birbirinden farklılaşmakla birlikte, daha ziyade ücretli çalışanlar, ev hanımları ve öğrencilerden oluşan kent sakinleri tarafından ziyaret edilmektedirler. Ziyaretçilerin görüşleri, hanları mimarî ve tarihî açıdan yeterince ilgi çekici bulmadıklarını yansıtmaktadır. Ziyaretçilerce Bursa hanlarının miras değerinden ziyade gündelik işlevlere yanıt verebilmesi öncelenmiştir. Hanların gündelik yaşamla süregelen bağı koparılmadan, turistik ve miras potansiyellerinin iyileştirilmesine ihtiyaç duyduğu görülmüştür.
  • Öğe
    Türkiye’deki Sosyal Bilim Yayınlarında “Sözlü Tarih”in Kullanımı: Bir Meta-Analiz
    (Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, 2021) Adiloğlu, Selda
    Başta tarih olmak üzere eğitim, sosyoloji, mimarlık ve hatta arkeoloji gibi disiplinlerde kaleme alınmış çalışmalar giderek “sözlü tarih”e alan açmaktadır. Ancak kullanım sahasındaki yaygınlık, sözlü tarihe atfedilen anlamı da çeşitlendirmektedir. Burada aslolan soru, yöntem olarak geliştirilen sözlü tarihin, yöntem harici kullanım türlerinin neler olduğu ve bu farklı türde anlamsallaştırılan sözlü tarihin akademik yayınlarda kullanım sıklığıdır. Çalışma, sözlü tarihin farklı kullanımlarının olduğu ön kabulüne dayanmaktadır. Bu kabulün sorgulanması, çalışmanın başlıca gayesidir. Bunun için Dergipark hizmet sağlayıcısında yer bulan akademik yayınlar arasından “sözlü tarih” anahtar kavramını içerir yayınlara odaklanılmıştır. Literatür taraması yöntemiyle bu çalışmaya, 164 yayın (makale ve bildiriler) dâhil edilmiştir. Tespit edilen yayınlar, konuları bağlamında hangi alanlara dâhil oldukları, “sözlü tarih”i kullanım sıklığı ile yıllara göre dağılımları, kullanım şekli ile nitelikleri gibi dört farklı soru özelinden değerlendirilmeye çalışılmıştır. Değerlendirme için meta analizi uygulanmış, kapsayıcı özetler oluşturabilmek için tablo ve görsel malzemelerden istifade edilmiştir. Analiz sonucu, bir yöntem olarak kullanıldığı yayınların mevcudiyetiyle birlikte sözlü tarihin, bir metin, bir terim, kuram ve hatta gelenek olarak çalışmalarda yer bulduğu anlaşılmıştır. Bu da, sözlü tarihin yanıltıcı bir takım analojilerle çalışmalarda yer aldığını göstermektedir. Sözlü tarihin bir yöntem olarak kullanılan yayınların önemli bir kısmında ise ilgili yöntem, salt bir “görüşme” olarak kavranmakta, metodolojik boyutu göz ardı edilmektedir.
  • Öğe
    Batı Trakya’da Asimilasyon, Unutturma ve (Toponimi Özelinde) İsim Değişikliği
    (Yakup YILMAZ, 2021) Adiloğlu, Selda
    Söylem düzeyinde Yunan hükümeti için Türkler, kökenlerinde “Yunanlı”lık bulunan birer bölge sakini durumundadır. Uygulamada ise ülkeden gönderilmeleri gereken yabancılar veya Yunanlılaştırılmaları elzem azınlıklardır. Bu algıdan hareketle de yönetim, bir yanda bölge Türklerini göçe itmekte diğer tarafta ise kimlik, kültür ve hafıza temelinde Yunanlılaşmalarına dönük bir takım uğraşlar sergilemektedirler. Göç, Yunan hükümetinin Türklere yönelik ilk uygulamalarından birisidir. Yaşanan göçlerle Batı Trakya’daki Türk nüfusu azalmıştır. Bugün tüm Batı Trakya’da 350.000 dolayında kişi yaşarken bu nüfus içinde Türklerin sayısı 150.000 civarındadır. Göçe ilaveten ise bölge içinde ara ara değişik uygulamalara rastlanmaktadır. Türklerin yaşam olanaklarını kısıtlamak, kamulaştırma yoluyla Türk köylerini ortadan kaldırmak ve ismen haritadan silmek, “Türk” ibaresini tabelalardan sökmek ve Türkçe yer isimlerini değiştirmek, başlıca uygulamalardır. Çalışma, Yunanlılaştırma söylemi üzerinden bölgede devam eden asimilasyon hususunun uygulama boyutuna eğilmektedir. Dolayısıyla bu kapsamda, asimilasyona maruz bırakılmış bireyler ve bu bireylerdeki tezahüründen ziyade asimilasyona vesile olacağı düşünülen uygulamalara bakılmaktadır. Gaye, bölgedeki asimilasyonu, unutturma pratiği ve buna vesile olabileceği düşünülen “toponimi değişikliği” mevzusu özelinde değerlendirmektir. Burada, toponiminin veya yer isimlerinin geçmişi temsil kabiliyetinin olduğu ve bu yönüyle yönetimler için müdahalesi kaçınılmaz bir niteliğe büründüğü görülmektedir. Batı Trakya özelindeki duruma bakıldığında, Yunanistan’ın, Osmanlı’dan sadece bir kara parçası almadığı, farklı etnik gruplarla birlikte yoğun bir Türk nüfusu, Türk kültür ve tarihini de devraldığı anlaşılır. Çalışmada, Türk kültür ve tarihiyle şekillenmiş bir geçmişin her anlamda dönüşümünün Yunan hükümetince kaçınılmaz hale geldiği ve hızlıca Türkçe olan yer adlarını, Yunancaya dönüştürdüğü fark edilir.
  • Öğe
    Translocation of clothianidin to guttation fluid and its potential impact on honey bee, Apis mellifera anatoliaca Maa, 1953 (Hymenoptera: Apidae)1
    (ENTOMOLOGICAL SOC TURKEY, 2021) Yalcin, Melis; Kapiz, Ilknur; Kosoglu, Mustafa; Koca, Onur; Turgut, Nalan; Topal, Erkan; Kurt Karakuş, Perihan Binnur
    Honey bees, Apis mellifera anatoliaca Maa, 1953 (Hymenoptera: Apidae) forage water from guttation fluid so transported neonicotinoid insecticides in guttation fluid poses a risk to the bees. The first aim of this study was to determine the toxicity and risk of clothianidin to honey bees. In addition, the changes of clothianidin residue in the guttation fluid of maize plants in Turkey were determined in 2018 and 2019. Also, the toxicity of guttation fluid collected from the maize plants to bees was determined in ecotoxicological tests. The acute oral LD50 of clothianidin to honey bees in the first 24 h was 1.80 ng bee-1 and residue analysis demonstrated that honey bees were exposed to clothianidin concentration in guttation fluid ranging from 0.02 to 6.0 mg L-1 with mortality ranging between 80 and 100%. As the measured concentration of clothianidin in guttation fluid can lead to the mortality of honey bees, present study indicates that clothianidin, and possibly related pesticides in treated maize seed poses a risk to honey bees. Future studies are needed to determine the scale and distribution of this risk in Turkey.
  • Öğe
    A New Approach to Minimize Memory Requirements of Frequent Subgraph Mining Algorithms
    (Gazi Universitesi, 2021) Bilgin, Turgay Tugay
    Frequent subgraph mining (FSM) is a subsection of graph mining domain which is extensively used for graph classification and graph clustering purposes. Over the past decade, many efficient FSM algorithms have been developed. The improvements generally focus on reducing time complexity by changing the algorithm structure or using parallel programming techniques. FSM algorithms have another problem to solve, which is the high memory consumption. In this study, a new approach called Predictive Dynamic Sized Structure Packing (PDSSP) have been proposed to minimize the memory requirement of FSM algorithms. Proposed approach redesigns the internal data structures of FSM algorithms without any algorithmic modifications. PDSSP has two contributions. The first one is the Dynamic Sized Integer Type (ds_Int) which is a newly designed unsigned integer data type. The second contribution is "Data Structure packaging" component that uses a data structure packing technique which changes the behaviour of the compiler. A number of experiments have been conducted to examine the effectiveness and efficiency of the PDSSP approach by embedding it into two state-of-art algorithms called gSpan and Gaston. Proposed implementation have been compared to the official one. Almost all results show that the proposed implementation consumes less memory on each support level. As a result, PDSSP extensions can save memory and the peak memory usage may decrease up to 38% depending on the dataset.
  • Öğe
    PVA/ Amberlit IRA 743 Hibrit Membran İle Endüstriyel Atık Sudan Bor Giderimi
    (2021) Özekmekci, Mehtap; Ünlü, Derya; Çopur, Mehmet
    Bu çalışmada, pervaporasyon prosesi ile endüstriyel atık sudan borun uzaklaştırılması incelenmiştir. Bu işlem için Saf PVA ve Amberlit IRA 743 katkılı PVA membranlar hazırlanmıştır. SEM analizinde, saf membranlarda yoğun ve homojen bir yapı gözlenirken, katkılı membranda Amberlit IRA 743 dağılımı açıkça görülmektedir. Amberlit IRA743 ilavesinin ve çapraz bağlanmanın membranın kimyasal bağ yapısında meydana getirdiği değişimler Fourier dönüşümlü kızılötesi (FTIR) spektroskopisi ile belirlenmiştir. Membranların suya karşı ilgisi şişme testi ile belirlenirken, yüzey hidrofilikliği temas açısı ölçümleriyle araştırılmıştır. Sıcaklığın ve Amberlit IRA 743 yükleme oranının membranın ayırma performansına etkisi incelenmiştir. Sıcaklığın artması suyun akısını artırırken bor giderimine önemli bir etkisi olmamıştır. Amberlit IRA 743 miktarının artması ile suyun akısı azalırken bor giderimi artmıştır. PVA/Amberlit IRA 743 membranların endüstriyel atık sulardan bor gideriminde yüksek ayırma performansı gösterdiği ve %99’dan daha fazla oranda bor giderildiği tespit edilmiştir.
  • Öğe
    Yakın akraba göçü” ve 1989 göçü süreçlerinde Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç eden kadınların çalışma hayatına dair deneyimleri
    (Ankara Üniversitesi KASAUM, 2021) Eklemezler, Sercan; Adiloğlu, Selda
    Göçmenliği 1970’li yıllarla birlikte kabul görmeye başlayan kadının iş piyasasındaki varlığı, görünmezliği de barındıran bir duyarsızlığa maruz kalmaktadır. Çoğunlukla ikincil ve yedek işgücü ya da “kadın işi” olarak tanımlanan bir pozisyonda yer bulan kadın emeği, göçmenlik söz konusu olduğunda daha da değersizleştirilebilmektedir. Bu noktada çalışmanın odağı, kadının bir göçmen olarak çalışma hayatındaki emeğidir. Göç öncesi ve sonrası kadın deneyimini ve çalışma olgusunu, Bulgaristan göçmeni kadın çalışanlar üzerinden ortaya koymak, bu çalışmanın başlıca amacıdır. Bu doğrultuda 1969-1978 arası “yakın akraba anlaşması göçü” ile 1989 göçü sürecinde Bursa iline göç etmiş Bulgaristan göçmeni kadınlardan altışar kişilik iki grubun bilgisine başvurulmuştur. Literatürdeki örneklerle bu çalışma bulgularının karşılaştırılması, göç ve çalışmaya dair deneyiminin, toplumsal cinsiyet, siyasal ve ekonomik sistem ile sosyo-kültürel yapıdan etkilenerek farklılaştığını ortaya koymaktadır. Kadınların boş vakit pratiklerinin yetersizliği, ev sahibi olma azimleri, “çalışkan muhacir kadın” imgesini sahiplenişleri ve ikinci nesille birlikte kırılmaya uğrayan “çalışkanlık” söylemi ise çalışmanın diğer bulgularıdır.
  • Öğe
    Bakır, çinko ve seryum içeren kimyasal maddeler ile odunun antifungal özelliklerinin iyileştirilmesi
    (2021) Dizman Tomak, Eylem; Günaydın, Ayşegül; Arpacı, Şebnem Sevil
    Organik bir malzeme olan odun, odun tahripçisi organizmalar tarafından bozundurulmakta ve tahrip edilebilmektedir. Bu amaçla geçmişten günümüze kadar birçok emprenye maddesi geliştirilmiş ve halen de geliştirilmeye devam etmektedir. Bu çalışmada, sarıçam örnekleri %0,25, 0,5, 1, 1,5 ve 2,5 konsantrasyon seviyesinde çinko klorür (ZnCl2), nano seryum oksit (CeO2), nano çinko oksit (ZnO) ve bakır II sülfat (CuSO4) ile emprenye edilerek, örneklerin esmer (Coniophora puteana) ve beyaz (Trametes versicolor) çürüklük mantar saldırılarına karşı dayanımı belirlenmiştir. Emprenye maddelerinin etkinliği, yıkanmış ve yıkanmamış örneklerde tespit edilmiştir. Ayrıca, yıkanma sularında zehirlilik tespiti, çalışmada kullanılan mantar türlerinin misel gelişimi ile takip edilmiştir. Sonuçlar, ZnCl2’ün her iki mantarın saldırısını önlemede etkili olduğunu göstermiştir. Ayrıca ZnCl2’ün yıkanmaya karşı dayanıklı olduğu ve test edilen kimyasal maddeler arasında en etkili sonucun ZnCl2 ile alındığı tespit edilmiştir. Biyolojik dayanım için CeO2 ve CuSO4’ün minimum %1,5’luk konsantrasyonlarının gerekli olduğu belirlenmiştir. Yıkanmamış örneklerde ZnO’in %1 konsantrasyon seviyesi her iki mantara karşı dayanım gösterirken, yıkanmış örneklerin tüm grupları T. versicolor’a karşı bir dayanım göstermemiştir. Yıkanma sularının zehirlilik testinde, 2 hafta sonunda misel gelişimi, kontrol örneklerinde görülen büyüme seviyesine benzer bulunmuştur.
  • Öğe
    Serbest Basınç Dayanımının Tahmininde Sugeno Bulanık Mantık Yaklaşımı
    (2021) Yıldırım, Eray; Avcı, Eyübhan; Yılmaz, Bahadır
    Bu çalışmanın amacı ince taneli çimento ile enjeksiyon yapılmış kum zeminlerin serbest basınçdayanımı değerinin Sugeno bulanık çıkarım sistemiyle tahmin edilmesi ve regresyon yöntemleriyle(doğrusal ve doğrusal olmayan) elde edilen tahmin sonuçlarıyla karşılaştırılmasıdır. Regresyon analizi içindört farklı denklem (doğrusal, polinom, üstel ve eksponansiyel fonksiyonlar) kullanılmıştır. Buna göreserbest basınç dayanımının tahminine yönelik olarak toplam 5 model oluşturulmuştur. Girdi parametresiolarak enjeksiyon basıncı değerleri çıktı parametresi (tahmin edilen parametre) olarak ise serbest basınçdayanım değerleri kullanılmıştır. Sugeno bulanık mantık (Sugeno BM) yöntemi oluşturulurken girdiparametresi için 7 üyelik fonksiyonu tanımlanmış, çıktı üyelik fonksiyonları ise lineer olarak alınmıştır.Modellerin tahmin performansını ölçmek amacıyla determinasyon katsayısı (R2) ve Ortalama Karesel Hata(OKH) ölçütleri kullanılmıştır. Hesaplanan R2 ve OKH değerlerine göre geliştirilen modellerin ince taneliçimento ile enjeksiyon yapılmış kum zeminlerin serbest basınç dayanım değerlerini tahmin etmede oldukçaiyi sonuçlar verdiği görülmüştür. Modellerin tahmin performanslarına göre başarı sıralaması Sugeno BMmodeli, polinom, doğrusal, üstel ve eksponansiyel denklemleri ile oluşturulan regresyon modellerişeklindedir. Sugeno BM yöntemi, insanın düşünme mekanizmasına, çıkarım ve karar verme sistemineyakın olduğundan dolayı anlaşılmasının kolay olması bir avantaj sağlamaktadır. Sugeno BM yöntemininavantajları ve geliştirilen Sugeno BM modelinin tahmin başarısından dolayı regresyon yöntemine alternatifolabileceği görülmüştür.
  • Öğe
    Farklı Punta Sayılarının Poliester Kumaş Özellikleri Üzerindeki Etkilerinin İncelenmesi
    (2021) Garip, Beysim; Yüksel Yılmaz, Ayten Nur; Er, Necati; Bedeloğlu, Ayşe
    Poliester (PES) diğer bir deyişle polietilen tereftalat (PET) tekstil sektöründe önemli yere sahip olansentetik polimerlerden biridir. Poliester iplik ve kumaşlar, gerilmeye karşı yüksek dayanım, bakterilere veısıya karşı direnç, elastiklik, bakım kolaylığı ve yıkama sonrası çabuk kuruma gibi üstün özellikleresahiptir. Bu çalışmada, aynı iplik numaralarına sahip (167/48 dtex/filament) tam çekimli (fully drawn yarn)(FDY) ve tekstüre kısmen çekilmiş poliester iplikler (partially oriented) (POY), hava ile kaplama (aircovering) yöntemiyle farklı punta sayılarında (8, 29, 54, 75, 85 adet/metre) birleştirilerek filament şeklindeüretilmiştir. Daha sonra bu filamentler kullanılarak örme kumaş yüzeyleri oluşturulmuş ve boyamayapılmıştır. Punta sayısının, poliester iplik ve kumaş üzerine etkileri, görsel ve fiziksel performansözellikleri ile değerlendirilmiştir. Farklı punta sayısına sahip ipliklerde, en yüksek ve en düşükmukavemet değeri, sırasıyla 29 punta (3,41 cN/ dtex) ve 8 punta (3,23 cN/ dtex ) sayısına sahip ipliklerdeelde edilmiştir. Genel olarak, boyalı kumaşlarda punta sayısının artması sonucunda kumaş kalınlığıartarken hava geçirgenliğinin azaldığı gözlenmiştir.
  • Öğe
    A PID-Controlled High DC Voltage Gain Switched-Inductor and Switched-Capacitor-Based DC-DC Power Buck-Boost Converter Design for Solar Energy Application
    (2021) Kurnaz Araz, Hatice
    DC-DC converters are widely applied in different industrials such the Renewable Energy Sources (RESs) utilizations, Electrical Vehicle (EV) applications and power transmission technologies. Different topologies are presented for these converters including the modified Buck, Boost or Buck-Boost converters, switched-inductors and switched-capacitor-based structures and circuits with transformers. A DC-DC converter is needed to transmit and make the voltage applicable to the grid or home applications to use the different levels of the generated voltage by different voltage sources. In this study, a switched-inductor-based converter is presented to operate in low or high-power utilizations. One application of the proposed converter is aiming to supply the necessary voltages to the devices requiring low voltage, such as mobile phones and computers, and transmit the obtained voltage to the electricity grids that can be categorized at the high-voltage applications. Based on the load voltages level, there is a need to obtain a high-gain converter, which can operate as a buck and boost converter. Since electrical energy must be transmitted as lossless as possible, the converter must be highly efficient. In the proposed converter, the number of the components are optimized and only one power switch is used. The main advantage of the converter is that it can be controlled simply since it contains only one power switch. Also, three diodes are used in the proposed structure that only one of them is activated at the time intervals that the switch is on ON-state and the other two diodes are activated for the OFF-state of the switch. All these features can help for obtaining smaller dynamic and switching losses through the power transmission process. Both inductors are charged in the ON-state and discharged in the OFF-state operational modes that can guarantee a Continuous Conduction Mode (CCM) working conditions for the converter. Also, a capacitor is used to transfer the voltage between the input and output sides during the switching process.
  • Öğe
    Ozon Gazının Antifungal Ajan Olarak Etkinliğinin Belirlenmesi
    (2021) Arda, Beyza; Onbaşı, Elif; Öztürk, Ayşe; Cınar, Aycan
    Amaç: Gıda işletmelerinde ortam havasında baskın olarak bulunan küf ve mayalar, hava kaynaklı kontaminasyon yoluyla gıdalara bulaşmakta ve mikrobiyal bozulmalara neden olmaktadır. Küfler gıda kalitesi üzerindeki olumsuz etkilerinin ötesinde, insanlar ve hayvanlar üzerinde toksik etkiye sahip mikotoksin adı verilen ikincil metabolitler üretmektedir. Günümüzde ozon (O3) uygulamaları gıda sanayinde küf önleyici ve detoksifikasyon yöntemi olarak kullanılan yeşil teknoloji olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada kontrollü hava ortamında O3 gazının antifungal etkinliği belirlenmiştir.Materyal ve yöntem: 0,5 McFarland’a ayarlanmış maya (Candida parapsilosis, Schizosaccharomyces pombe, Saccharomyces cerevisiae) ve küf sporu (Aspergillus flavus, Aspergillus parasiticus, Penicillium digitatum, Penicillium expansum, Penicillium roqueforti) süspansiyonu 250 L hava sızdırmaz özellikteki test kabini içine püskürtülerek; 3, 5 ile 10 dk ozon gazına (10.000 mg/saat) maruz bırakılmıştır. Ozon uygulama öncesi ve sonrası aktif ve pasif örnekleme yapılarak mikroorganizma sayıları kıyaslanarak antifungal etkinlik belirlenmiştir.Bulgular ve sonuç: 3 dk ozon uygulaması ile test edilen tüm mikroorganizmalarda gelişmenin %100 engellendiği tespit edilmiştir.
  • Öğe
    KORONAVİRÜS KAPANMA (KISITLAMA) DÖNEMİNDE ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN YORGUNLUK DÜZEYİ VE KAS-İSKELET SİSTEMİ RAHATSIZLIKLARI ARASINDAKİ İLİŞKİNİN BAZI DEĞİŞKENLER AÇISINDAN İNCELENMESİ
    (2021) İde, Derya; Gündüz, Tulin
    Covid-19 salgını birçok faaliyeti olumsuz etkilemiştir ve eğitim süreçleri bunların başında gelmektedir. Bu süreçlerde, uzaktan eğitim sistemlerinin yüz yüze eğitim modellerinin yerini alması ile doğru eğitim ortamını oluşturma ve hem fiziksel hem de zihinsel sağlığı koruma çabası öğrenciye bağımlı hale gelmiştir. Bu çalışmada, pandemi döneminde eğitim faaliyetlerine çevrimiçi devam eden üniversite öğrencilerinin yorgunluk düzeyleri ve kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarının incelenmesi amaçlanmıştır. Analiz için anket tasarlanmıştır ve Türkiye’de bulunan 154 üniversite öğrencisine uygulanmıştır. Yorgunluk düzeyi için Bireysel Güç Kontrol Listesi (CIS), kas iskelet sistemi zorlanmaları için Cornell Kas-İskelet Rahatsızlıkları Anketi (CMDQ) kullanılmıştır. Öğrencilerin %85,1 ‘i kendini yorgun hissetmektedir. Toplam yorgunluk ile cinsiyet, hissedilen yorgunluk, oturma şekli ve uyku düzeni bozukluğu ilişkileri analiz edildiğinde anlamlı farklar bulunmuştur (p≤0.05). Kadınlarda, erkeklerden daha yüksek yorgunluk düzeyi görülmüştür. Cornell sonuçları değerlendirildiğinde, vücut bölümlerinin rahatsızlık puanları; bel (%18,26), sırt (%17,02) , boyun (%16,81) ve omuz (%11,54) olarak bulunmuştur. Bu bölgelerdeki kas-iskelet sistemi rahatsızlık puanları cinsiyete göre incelendiğinde, kadınlar erkeklere göre daha yüksek zorlanma yaşamaktadır(p≤0.05). Yorgunluk ve Cornell puanları arasındaki korelasyon değeri 0,416 olup aralarında pozitif yönlü ve anlamlı (p≤0.01) bir ilişkiye sahip oldukları tespit edilmiştir. Öğrencilerin günlük biyolojik ritimlerini dikkate alarak değerlendirme yapabilmek için ders izleme ve çalışma süresi, 06.00-19.00(gündüz) ve 19.00-06.00(gece) olarak 2’ye bölünmüştür. Katılımcıların yarısı gece saatlerinde aktif olarak çalışmaktadır. Saat aralıklarına dair Cornell puanları hesaplanmıştır. Gece çalışmalarında oluşan omuz risk puanı gündüze göre anlamlı düzeyde farklıdır (p=0,038). Pandemi döneminde öğrencilerin biyolojik ritimlerinin bozulması, gelecekte karşılaşabilecekleri çeşitli hastalık risklerini büyük ölçüde arttırma potansiyeline sahip olabilecektir.
  • Öğe
    Production of Bio-Polymer Structures by Soft Molding Method with Biomimetic Approach
    (2021) Arslanhan, Melike; Eroğlu, Murat; Kaykılarlı, Cantekin; Şam Parmak, Ebru Devrim
    Biomimetic is the name of the approach that seeks sustainable solutions to the problems, taking the perfect functioning of nature for millions of years. The interest shown in biomimetic surfaces, inspired by multi-scale structures found in many plants and animals, is increasing day by day. Especially the unique wettability properties of the lotus leaf and rose petal. In this study, inspired by the structures of lotus leaf and rose petal, using the soft casting method with dental bio-polymer materials, structures with pillar dimensions of micron (µm) and millimeter (mm) were produced. These structures are replicated from two commercial products with different pillar lengths and different pillar shapes, mushroom and conical needle tips. Surface topographies of the replicated final products were analyzed by optical and stereo microscopes. Contact angles were tested to examine the wettability properties of the surfaces. According to the microscope results obtained, the demolding process, which is the riskiest step of the replication process, was successfully passed thanks to soft casting. Contact angle analysis showed that different pillar lengths and different pillar shapes changed the wettability properties of the replicated final product. The replicated mushroom-shaped micron-scale pillar structures exhibited a rose-petal effect and hydrophobic properties (approximately 1000) with only a single-scale configuration, while conical needle-shaped pillars of millimeter (mm) scale did not show any specific wetabilitty property.
  • Öğe
    Web Proxy Log Data Mining System for Clustering Users and Search Keywords
    (2017) Bilgin, Turgay Tugay; Aytekin, Mustafa Koray
    In this study, Internet users were clustered by the search keywords which they type into search bars of search engines. Our proposed software is called UQCS (User Queries Clustering System) and it is developed to demonstrate the efficiency of our hypothesis. UQCS co-operates with the Strehl’s relationship based clustering toolkit and performs segmentation on users based on the keywords they use for searching the web. Internet Proxy server logs were parsed and query strings were extracted from the search engine URL’s and the resulting IP-Term matrix was converted into a similarity matrix using Euclidean, Jaccard, Cosine Distance and Pearson Correlation Distance metrics. K- Means and graph-based OPOSSUM algorithm were used to perform clustering on the similarity matrices. Results were illustrated by using CLUSION visualization toolkit.
  • Öğe
    Optimization of Struvite Precipitation for Landfill Leachate Treatment
    (2018) Doğan, Selim; Aygün, Ahmet; Argun, Mehmet Emin; Esmeray, Ertuğrul
    Sanitary landfill is the most preferred municipal solid waste disposal method. The production of highly polluted leachate is a major disadvantage of sanitary landfills. In this study, optimization of struvite precipitation to remove ammonium from landfill leachate was conducted by using Response Surface Methodology and central composite design. Optimum struvite precipitation conditions were determined based upon 11 runs performed in central composite design. A second-order polynomial functional model was fitted well to the results. The statistical analysis showed that two independent variables which are molar rates of Mg/N and N/P had significant effects on the ammonium removal efficiency. Maximum ammonium removal efficiency was 99.8% at a molar rate of 1.20 for Mg/N and 1.27 for N/P for a constant 9.2 pH value. The obtained results revealed that struvite used as pre-treatment in anaerobic process can be modelled by using response surface methodology. And also, response surface methodology can be used to optimize required ammonium removal efficiency for lower Mg/N and N/P molar ratio which affects the performance of pre-treatment method that designed for an anaerobic process having 300:5:1 ratio for COD/N/P.
  • Öğe
    A New Approximation to Classify the Liquids Measured in Microwave Frequency Range
    (2019) Öztürk, Turgut
    Different classification techniques have been proposed to analyze the measurement results in order to show that the liquids measured in the microwave frequency range can be separated. Furthermore, it has been shown that the proposed process can be applied successfully with different liquid quantities. Furthermore, the effect of different type containers has been demonstrated. In this context, five different liquids have been measured between 0.8-5 GHz in this study, by using ring resonator method. Thus, the ability of the proposed model has been demonstrated by the success of the measurement method and classification techniques.
  • Öğe
    Space State Matrices Based Novel PI and Sliding Mode Controllers for Step-Up Converters in Renewable Energy Applications
    (2019) Ghaderı, Davood
    Photovoltaic panels generate a limited amount of power, so the transmission of this power to the grid side should be done by an efficient DC-DC converter structure and a powerful controller circuit. The controller should be designed based on accurate mathematical analysis to act with high quality and use the minimum number of components as much as possible in order to obtain a cheap and simple topology. In this study, the performance analysis of a novel proportional-integral (PI) controller and Sliding Mode Controller (SMC) methods for a DC-DC power boost converter is examined in Continuous Conduction Mode (CCM). Having a comprehensive mathematical model for the converter allows designing an accurate controller. So, in the first step, an exhaustive model for this converter based on steady space matrixes has been presented. In the next step, these two different controllers investigated based on the proposed model of the boost converter and finally, comparisons for the performance analysis of presented controllers have been done. One of the novelty aspects of the PI controller is that it will give sample currents of the inductor to make a relation between the output voltage and the controller strategy in order to generate suitable pulses to drive the power switch and SMC does not need to any sampling for this purpose and acts through tracking the output voltage.