Arşiv logosu
  • Türkçe
  • English
  • Giriş
    Yeni kullanıcı mısınız? Kayıt için tıklayın. Şifrenizi mi unuttunuz?
Arşiv logosu
  • Koleksiyonlar
  • DSpace İçeriği
  • Analiz
  • Türkçe
  • English
  • Giriş
    Yeni kullanıcı mısınız? Kayıt için tıklayın. Şifrenizi mi unuttunuz?
  1. Ana Sayfa
  2. Yazara Göre Listele

Yazar "Parlak, Salih" seçeneğine göre listele

Listeleniyor 1 - 20 / 42
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    An invasive species: Leptoglossus occidentalis (Heidemann) how does it affect forestry activities?
    (2017) Parlak, Salih
    Çalışmanın amacı: Heidemann tarafından 1910 yılında Kuzey Amerika'da ilk kez tanımlanan Leptoglossus occidentalis İkinci Dünya Savaşından sonra hızlı bir şekilde yayılmaya başlamış, Avrupa'da ilk kez 1999 yılında görülmesine rağmen on yıl içerisinde tüm kıtayı sarmıştır. Tohumu yenen değerli bir tür olması itibarıyla Ülkemizdeki ilk zarar gözlemleri İzmir-Kozak Havzasında fıstıkçamlarında görülmüş, 2005 yılında başlayan tohum verimindeki azalma, 2009 yılında zirve noktasına ulaşmıştır. İlk dönemde görülen erken dökülmeler ve kozalaklardaki dolu tohum oranları bazen % 90'lara varan oranlara ulaşmıştır. Erken dönem kozalak dökümüne neden olması ve olgunlaşan kozalakların endosperm kısımlarına zarar vermesi nedeniyle tohum oluşumunu ve tohumun çimlenmesini önemli ölçüde azaltmaktadır. Ormancılık çalışmaları açısında irdelendiğinde; böcek zararı nedeniyle tohum kaynağındaki azalmalar ormanlarımızdaki doğal gençleştirme çalışmalarını olumsuz etkileyecek, çalışmaların başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olabilecektir. Çalışmada, ülkemizdeki fıstıkçamı meşcerelerinden kozalak örnekleri alınarak böceğin meydana getirdiği zarar şiddetinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma alanı: Türkiye'de fıstıkçamı alanlarından doğal ya da plantasyon ayrımı yapılmaksızın, yükselti ve bakı farkı gözetilmeksizin 42 lokaliteden olgun fıstıkçamı kozalakları toplanmıştır. Materyal ve Yöntem: Kozalakların ağırlık ve en-boy ölçüleri alınmış, iklim dolabında 55 0C'de tohumlar çıkarılarak L. occidentalis'in fıstıkçamı tohumlarında meydana getirdiği zararlar ve iç fıstık randımanları belirlenmiştir. Sonuçlar: Fıstıkçamı kozalaklarında boş tohum oluşumu yörelere göre % 14 ile % 98 arasında değişmektedir. Boş tohum oluşumu bakımından doğal veya plantasyon ormanlarında arasında fark görülmemektedir. Araştırma vurguları: Ormancılık faaliyetlerimizi teknik ve mali olarak etkileme potansiyeli yüksek olan bu böceğe karşı acilen mücadele stratejileri geliştirilmelidir
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Annual germination cycle of salep orchid (Anacamptis sancta L.) and adaptation to outdoor conditions
    (Julius Kuhn Inst - Jki, 2024) Parlak, Salih; Erken, Kamil
    Orchids have an important place in plant biodiversity. Although many orchid species are endangered, millions of tubers are removed and destroyed every year. Anacamptis sancta is one of the most widespread and most collected species. Since orchid seeds do not have endosperms, their reproduction rate in nature is low. It can be germinated asymbiotically in the laboratory environment, but the critical stage in this process is the acclimatisation of the plants from the in vitro growing media to the outdoor conditions. Seedlings that cannot establish mycorrhizal relationships in the transferred growing media die. Studies on acclimatisation of salep orchids to the outdoor environment are quite limited. In this study, the germination cycle of Anacamptis sancta was determined by sowing seeds in monthly intervals into asymbiotic growing media, and adaptation studies were carried out by transferring the seedlings to different growing environments. Starting from May, seeds were sown on modified Knudson C (KC) medium between the 15th and 20th of each month. The seedlings, which reached the transplant size after approximately five months, were transplanted to three different growing media consisting of peat, peat/perlite (3/1) and soil. In this study, which was repeated every month, 300 seedlings were transplanted into each growing media in three replicates, and a total of 900 seedlings were transplanted into three growing media. As a result, germination percentages in all months were higher than the reported studies. Besides, for the first-time direct transfer of orchid transplantation from laboratory to field was carried out and statistically the most successful results in outdoor adaptation were obtained from the seedlings transferred to the peat in August.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Anıt Ağaçların Restorasyon ve Rehabilitasyonunda Kullanılan Alet-Ekipman, Makina ve Teçhizatlar
    (2024) Parlak, Salih
    Sanayileşme ve iklim değişikliğine bağlı olarak her geçen gün canlı türleri yok olmakta veya nesli tehlike altına girmektedir. Bu yok olma hassas ve kırılgan ekosistemlerde daha hızlı ve şiddetli seyretmektedir. Kent ağaçları şehrin estetik unsurlarındandır. Fakat bu ağaçlar doğal yetişme ortamlarından farklı olarak, şehir ortamının getirdiği insan yoğunluğu, hava kirliliği, hastalık ve zararlılar, yetişme ortamlarının kısıtlanması, altyapı çalışmaları, bakım ve budama hataları gibi çevresel ve insan etkilerinden dolayı daha fazla baskı ve stres altındadır. Bu baskılar ağaçların sağlığını etkilemekte ve ömürleri beklenen süreden daha kısa olmaktadır. Etkilenme ağaç türlerine göre hassasiyet ve değişiklik gösterse de genel kabul gören husus, yaşlanmayla birlikte şiddetin arttığı yönündedir. Bu bakımdan şehir ortamında var olan yaşlı ağaçlarda özel bakım tedbirlerinin alınması, ömürlerinin uzatılması bakımından gereklidir. Özel bakım ve koruma tedbirleri gerektiren ağaçların başında şehirlerimizin yaşayan simgeleri olan anıt ağaçlar gelmektedir. Yüzyıllardır ayakta kalan, geçmiş ve gelecek kuşaklar arasında adeta canlı köprü görevi olan bu ağaçların bakım ve korumalarının gerektiği gibi yapılması, şehirde yaşayan insanların tarihi sorumluluğudur. Gelecek nesillere miras bırakılabilmesi için bu ağaçların gerekli rehabilitasyon ve restorasyon çalışmaları bir cerrah titizliğiyle yapılmalıdır. Bu çalışma, var olan bilgi eksikliğini gidermek ve anıt ağaçların restorasyon ve rehabilitasyonunda kullanılacak makine, teçhizat, alet ve sarf malzemeleri ile bunların kullanım amaçlarını ortaya koymak amacıyla yapılmıştır.
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    Biyogübre uygulamasının Cupressus arizonica ve Acer saccharum L. fidanlarının bazı morfolojik özelliklerine etkisi
    (2018) Parlak, Salih; Yılmaz, Mustafa; Özgün, Orkun
    Son yıllarda mineral gübreler yanında, besinlerin alımını sağlayan farklı bakteri türlerinin saf veya karışımlarını ihtiva eden biyogübreler kullanılmaya başlanmıştır. Tarımda yaygın olarak kullanılmasına rağmen biyogübrelerin orman fidanlıklarında kullanımı göreceli olarak yeni bir uygulamadır ve orman fidanlarının morfolojik karakterlerine etkileri konusunda yapılmış çalışmalar sınırlıdır. Bu çalışma, biyogübrelerin dış ortam şartlarında fidan yastıklarına uygulandığında fidan morfolojik karakterlerine etkilerinin belirlenmesi için gerçekleştirilmiştir. Çalışmada Bursa Orman Fidanlığında yastıkta yetiştirilen 1+0 yaşlı mavi servi (Cupressus arizonica) ve şeker akçaağacı (Acer saccharum) fidanları kullanılmıştır. Çok sayıda ticari biyogübre içinden, bileşimleri farklı bakterileri ihtiva eden iki farklı biyogübre çeşidi (Best-doll ve Bio-doll) seçilerek dört farklı doz (3 ml/l, 15ml/l, 30 ml/l ve kontrol) uygulaması yapılmış, bazı fidan morfolojik karakterlerine etkileri araştırılmıştır. C. arizonica ve A. saccharum fidanlarına uygulanan değişik biyogübreler ve dozları fidan boyu, kök boğaz çapı gibi bazı fidan morfolojik karakterlerinde anlamlı (belirgin) fark oluşturmuştur. A. saccharum fidanlarında Best-doll ve Bio-doll biyogübrelerinin 3 ml/l dozları kontrole göre fidan boyunu sırasıyla % 13 ve % 11, kök boğaz çapını ise sırasıyla % 13 ve % 16 artırmıştır. C. arizonica’nın ise kontrol grubu fidanları, her iki biyogübre uygulaması yapılan fidanlardan daha yüksek boy ve çap artımı sağlamıştır. Çalışmalara; birden fazla doz uygulama, farklı tür ve toprak şartlarında kullanım ve kimyasal gübrelerle kombine uygulamalar gibi konularda devam edilmelidir.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Bursa Karacabey subasar ormanlarının dişbudak ve kızılağaç türlerinin kök kütlesi ve kök karbon ve azot stoklarının araştırılması
    (2021) Sarıyıldız, Temel; Parlak, Salih
    Çalısmanın temel amacı, Karacabey subasar ormanlarının asli agaçlarından disbudak (Fraxinus angustifolia Vahl.) ve kızılagaç (Alnus glutinosa L.) mescerelerinin toprak altı kök kütlesi ve kök karbon ve azot stogunu belirlemektir. Bu amaçla, 5 mescere tipinde (Kzc3, Kzd3, Dsc3, Dsd3, Dse3) belirlenen agaçların kökleri ekskavatör yardımıyla sökülmüs, farklı çap sınıflarına (çapı 1 cm den küçük, 1-4 cm arasında, çapı 4 cm den büyük) ve kök kütügü olarak sınıflandırılmıs ve tartılmıstır. Her bir çap sınıfının içerdigi karbon ve azot yüzdeleri belirlenmis ve çap sınıfı kök miktarı ile çarpılarak önce örnek agaçlardaki karbon ve azot miktarı, daha sonra 1 hektar alandaki karbon ve azot stoku hesaplanmıstır. Ek olarak, her bir mescere tipinin mescere özellikleri, toprak yüzeyi ölü örtü miktarı ile farklı toprak derinlik kademelerinin bazı özellikleri ve karbon ve azot stokları belirlenmistir. Sonuçlar incelendiginde, kök kütügüde dahil, toplam agaç kök kütlesi en fazla Dsd3 mesceresinde (520 t/ha) belirlenirken, bunu Dsc3 mesceresi (410 t/ha), Dse3 mesceresi (354 t/ha), Kzd3 mesceresi (213 t/ha) ve Kzc3 mesceresi (201 t/ha) takip etmistir. Kök kütügü toplam kök kütlesinin disbudakta ortalama %83'ünden sorumlu olurken, bu oran kızılagaçta %57 olarak belirlenmistir. Disbudakta çapı 4 cm den büyük olan kökleri toplam kütlenin %13, çapı 1-4 cm arasındaki kökleri %2,8 ve çapı 1 cm den küçük kökleri ise %1,2'sinden sorumlu iken bu oranlar kızılagaçta sırasıyla %30, %11 ve %2 olarak hesaplanmıstır. Birim alanda disbudak ve kızılagaç mescerelerinde kök kütügüde dahil stoklanan karbon ve azot miktarı en fazla Dsd3 mescerelerinde (256 t/ha ve 8,39 t/ha) belirlenirken bu degerleri sırasıyla Dsc3 (204 t/ha ve 6,36 t/ha), Dse3 (168 t/ha ve 5,57 t/ha), Kzc3 (102 t/ha ve 3,41 t/ha) ve Kzd3 (105 t/ha ve 3,06 t/ha) mescereleri izlemistir.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Bursa Şehrinde Açık ve Yeşil Alanlardaki Ağaçların Rüzgâr Hasarı ve Çözüm Önerileri
    (2025) Erken, Kamıl; Parlak, Salih
    Coğrafi konumu nedeniyle Bursa başta olmak üzere birçok kentte, lodos ve diğer güçlü rüzgârlar ağaçların kırılmasına ve devrilmesine neden olmaktadır. Bu durum can ve mal kaybına yol açmaktadır. Ağaçlarda fiziksel ve fizyolojik zararlarının yanı sıra, bu olaylar teknik ekipleri ve belediyeleri yasal süreçlerle uğraştırmaktadır. Ancak, bu tür olaylar doğal afet olarak kabul edilse de etkili önlemler alındığında zararlar azaltılabilir. Ağaçların ayakta kalmasını sağlayan en önemli faktörler, sağlam kök sistemleri ve güçlü gövdeleridir. Ancak, kök yapısını etkileyen faktörler ve kalın dallarda oluşan sorunlar kırılmalara ve devrilmelere neden olmaktadır. Toprak koşulları, yüzeysel kök oluşumu, kök sisteminde çürümeler, hatalı budamalar, fiziksel müdahalelere bağlı çürümeler ve dengesiz taç gelişimi en sık karşılaşılan kırılma ve devrilme nedenleridir. Bu çalışma Bursa’da yaşanan güçlü lodos afeti sonrasında meydana gelen ağaç kırılmalarını ve devrilmelerini incelemekte ve sebeplerini araştırmaktadır. Çalışma sonucunda, özellikle altyapı çalışmaları için yapılan toprak kazıları, dikim, sulama ve budama gibi hataların peyzaj alanlarında ciddi sonuçlara yol açtığı belirlenmiştir. Bu olayların insan yaşamını riske attığı göz önüne alındığında, daha az zararın meydana gelmesi için alınması gereken önlemler belirlenmiştir. Doğru konuma dikim, ekoloji için doğru ağaç türünün seçilmesi, yeterli kök gelişim alanı, doğru budama, sağlıklı gelişim için yeterli bakım rüzgâr hasarını azaltmak için alınacak kritik önlemlerdir.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Bursa, Karacabey Subasar (Longoz) Orman Topraklarında Depolanan Organik Karbon Miktarının Çevresi Alanlarıyla (Karasal Orman, Tarım, Otlak ve Kumul) Karşılaştırılması
    (2020) Sarıyıldız, Temel; Parlak, Salih
    Subasar orman ekosistemleri, karbon tutmadaki özel önemlerinden dolayı giderek daha fazla ilgi görmektedir. Karacabey subasar ormanlarının asli agaç türlerinden disbudak (Fraxinus angustifolia Vahl.), kızılagaç (Alnus glutinosa (L.) ve mesenin (Quercus cerris) ve çevresi karasal orman ekosistemini temsilen kızılçam (Pinus brutia Ten.) ile otlak alan, tarla alanı ve kumul alanlarının karbon ve azot birikimini toprak derinlik kademelerine göre ortaya koymak için, her bir agaç türü ve çevresi alanlarda, üç tekrarlı deneme alanlarında çalısma gerçeklestirilmistir. Toprak örnekleri 0-130 cm arası altı farklı derinlik kademesinden (0-10 cm, 10-20 cm, 20-30 cm, 30-60 cm, 60-100 cm and 100-130 cm) alınmıs ve içerdikleri toprak organik karbon (TOK) ve toplam azot (TA) miktarları belirlenmistir. Sonuçlar, Karacabey subasar ormanlarının üç agaç türü arasında kızılagaç topraklarının en yüksek TOK (3.97%) ve TA (%0.328) miktarına ve TOK (405 Mg ha-1) ve TA (34.4 Mg ha-1) stokuna sahip oldugunu, bunu disbudak (aynı sıralamada %3.11, %0.302, 393 Mg ha-1 ve 26.2 Mg ha-1) ve mese (aynı sıralamada %2.43, %0.220, 293 Mg ha-1 ve 28.6 Mg ha-1) topraklarının izledigini göstermistir. Bu degerler Türkiye karasal orman ekosistemi agaç türleri için hektar bazında bildirilen ortalama degerlerden oldukça yüksektir. Subasar orman sonuçları, çevresi alanlarla karsılastırıldıgında, otlak ve tarla topraklarının toplam TOK ve TN miktar ve stokunun daha yüksek (otlak alan) veya yakın (tarla alanı) degerlere sahip oldugu, kızılçam ve kumul alanlarının ise en düsük degerleri gösterdigi belirlenmistir. Karasal orman ekosistemlerinde karbon iliskili çalısmalarda alısılagelmis kullanılan 0-30 cm toprak derinligiyle karsılastırıldıgında, çalısmada 30-130 cm toprak derinliginin TOK ve TA stokunun kızılagaçta aynı sıralamada %58 ve %40?dan, disbudakta %41 ve %45?inden, mesede %52 ve %56?sından, kızılçamda %57 ve %66?sından sorumlu oldugu belirlenmistir. Bu sonuçlar, derin toprak kademelerinin önemli miktarlarda katkıda bulundugunu ve toprak organik karbonu ve toplam azot hesaplamalarında göz ardı edilmemesi gerektigini göstermektedir.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Bursa-Karacabey subasar ormanlarının kavak ve fıstıkçamı plantasyonlarına dönüştürülmesinin toprak karbon ve azot stoklarına etkisinin araştırılması
    (Bursa Teknik Üniversitesi, 2020) Sarıyıldız, Temel; Parlak, Salih; Tanı, Mert
    (TOK) ve toplam azot (TA) miktar ve stokları üzerine olan etkisinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaçla, çalışmada birbirine komşu olan ve ortalama 10 yaşındaki kavak ve 25 yaşındaki fıstıkçamı ağaçlandırma sahalarından her bir tür için 2 şer adet olmak üzere toplamda 4 adet örnek alanda çalışılmıştır. Toprak örnekleri 3 farklı derinlik kademesinden (0-10 cm, 10-20 cm ve 20-30 cm) alınmıştır. Alınan toprak özelliklerinin pH, organik madde, elektriksel iletkenlik, hacim ağırlığı, tekstür, karbon ve azot miktarları belirlenmiştir. Örnek alanların organik karbon ve toplam azot stokları hacim ağırlığı, toprak kütlesi, karbon ve azot miktarı değerleri kullanılarak hesaplanmıştır. Sonuçlar incelendiğinde, kavak ve fıstıkçamı ağaçlandırma sahalarının kumlu killi balçık tekstüründe, hafif bazik karakterli, organik madde bakımından yüksek değerler içeren, kavak ve fıstıkçamı için önerilen toprak özelliklerini taşıdığı tespit edilmiştir. Toprak organik karbon ve azot miktar ve stokları bakımından ise, kavak alanları fıstıkçamı alanlarından daha yüksek değerlere sahip olmuştur. Tüm toprak derinlik kademesi (0-30 cm) dikkate alındığında, kavak alanlarının TOK ve TA stoku 109 Mg ha-1 ve 8.97 Mg ha-1 iken fıstıkçamı alanlarından 68.1 Mg ha-1 ve 7.38 Mg ha-1 olarak bulunmuştur. Bu değerler, Türkiye için bildirilen yapraklı ve iğne yapraklı türlerin stokladığı ortalama değerlerle karşılaştırıldığında ortalama değerlere yakın ve biraz üzerinde iken, komşu subasar ormanlarının organik karbon ve azot stoklarının ise sadece beşte biri oranındadır. Çalışma sonuçları, Türkiye karbon ve azot depolama alanları bakımından değerlendirildiğinde, geçmişte muhtemelen subasar ormanlardan dönüştürülerek oluşturulan bu alanların tekrar subasar orman özelliğinde devam ettirilmesi için gerekli planlamaların yapılması veya en azından subasar ormanlardan yeni alanların dönüşümüne izin verilmemesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Çam Keseböcekleri (Thaumetopoea spp) ile Mücadelede Tırtıl Yakalama Tuzağı (EGE-TRAP) Geliştirilmesi ve Etkinliğinin Belirlenmesi
    (2015) Parlak, Salih; Özçankaya, İkbal Meltem; Batur, Mustafa; Akkaş, Mehmet Emin; Boza, Zülfü; Toprak, Özgür
    -
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Çam kozalak emici böceği (Leptoglossus occidentalis Heidemann)’nin karaçam ve sarıçam tohumlarının doluluk ve çimlenmesine etkisi
    (Bursa Teknik Üniversitesi, 2021) Kalkan, Mehmet; Arık, Gülşen; Çiçekçi, Gaye; Yılmaz, Mustafa; Parlak, Salih
    Karaçam (Pinus nigra Arnold) ve Sarıçam (Pinus sylvestris L.) Türkiye’de geniş yayılış gösteren çam türlerindendir. Her iki türde de bol miktarda dolu tohum bulunması özellikle doğal gençleştirme çalışmaları için temel gerekliliktir. Son yıllarda çam kozalak emici böceği (Leptoglossus occidentalis Heidemann)’nin ibreli ağaç türlerinin kozalaklarını delerek tohumlarına zarar verdiği kaydedilmektedir. İğne şeklindeki ağız yapısıyla kozalak dokusuna iğnesini batırmakta, tohum içerisine sindirim enzimi salgılayarak sıvı hale getirdiği embriyoları sindirim sistemine çekerek beslenmektedir. Bu çalışmada 9 farklı karaçam orijini (Ayvacık, Keles, Akpınar-İzmir, Kayalı-Kırklareli, Kırklareli, Bayındır, Akhisar, Çukurören-Gediz, Gölcük) ve 3 farklı sarıçam orijininden (Dodurga, Erzincan, Akdağmadeni) elde edilen tohumlar üzerinde söz konusu böceğin etkisi ve doluluk oranı incelenmiştir. Çalışma kapsamında her orijinden rastgele seçilen 300 (3*100) tohum kırılarak dolu-boş-böcekli oranları tespit edilmiştir. Karaçam dolu tohum oranı 9 farklı orijinin ortalaması olarak %72.3, böcekli tohum oranı %24.6 ve boş tohum oranı %3.1 olarak tespit edilmiştir. 3 farklı orijinin ortalaması olarak sarıçam dolu tohum oranı %91.3, böcekli tohum oranı %6, boş tohum oranı ise %2.7 olarak belirlenmiştir. Her iki türde de böcek zararı bakımından orijinler arasında belirgin farklılık görülmektedir. Çimlenme testleri sonucuna göre karaçamda 9 farklı orijinin ortalama çimlenme yüzdesi %13.9, sarıçamda 3 farklı orijinin ortalama çimlenme yüzdesi %33.3 olarak tespit edilmiştir. Zararlının ülkemizde bulunan diğer ibreli türlerin tohumları üzerindeki etkisi araştırılmalıdır.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Clonal propagation of mastic tree (Pistacia lentiscus var. chia Duham.) in outdoor beds using different rootstock and grafting techniques
    (Northeast Forestry Univ, 2018) Parlak, Salih
    We assessed different rootstocks and grafting techniques to clonally propagate mastic tree (Pistacia lentiscus var. chia). Mastic tree is a dioecious tree but the quantity and quality of the resin secreted by female trees are very low; therefore, male trees that are clonally propagated are used to establish commercial plantations for mastic production. Conventional long branch cuttings for clonal production requires too much materials and has a very low rooting rate. Rooting with tissue culture and green cuttings has also failed outdoors. Grafting of mastic on other Pistacia species has not been tried so far; therefore, this study was aimed at developing grafting methods for the clonal propagation of mastic. P. atlantica and P. lentiscus rootstocks were grafted from 15 February to 15 October every 15 days using three grafting methods and a two-factor randomized block trial design. Early spring (15 February-15 March) proved to be the best time for grafting using either of the rootstocks. The highest grafting success was attained using the scions grafted on P. atlantica from 15 February to 15 March. The best bud-burst percentage was obtained using P. atlantica and P. lentiscus rootstocks.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Cost analysis of EFRICAD equipment use in weed control in forest nurseries
    ([TR] Orman Genel Müdürlüğü, 2019) Göksu, Emre; Parlak, Salih; Boza, Zülfü
    In the forest nurseries with a large area, the effective weed control necessitates the use of modern mechanization techniques. In this study, we aimed at fighting against the weeds in seedbeds easily and quickly and in a more economical and effective way with the development of EFRICAD (Aegean Forestry Research Institute Computer Aided Design). There is no such a trailer type-seedbed spraying equipment that is used in the forest nurseries today. In this context, the EFRICAD equipment was tested in the Muradiye (Manisa) Forest Nursery, and cost analysis was performed and by comparing the cost of existing control methods, the economic returns of the equipment were calculated. Results of the plot application in  a 50-decare (da) area in the nursery production program showed that the costs calculated in nursery for weed control on 1+0 year old bare-root seedlings, were 11.94 times higher in General Directorate of Forestry (GDF) unit prices and 12.56 times higher in local market conditions than the use of EFRICAD equipment. As a result, we suggest that using EFRICAD equipment on seedling beds in the forest nurseries for weed control will provide more efficient and productive results.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Datça (Phoenix theophrasti Greuter) ve Gölköy (Phoenix theophrasti Greuter subsp. Golkoyana Boydak) hurmalarının bazı tohum özellikleri
    (Bursa Teknik Üniversitesi, 2020) Parlak, Salih; Yiğit, Mehtap
    Bu makalede Avrupa Kıtasının tek palmiye türü olan Datça (Phoenix theophrasti Greuter) ve bu hurma türünün alt türü olduğu bilimsel olarak kabul edilen Gölköy (Phoenix theophrasti Greuter subsp. Golkoyana Boydak) hurmalarının tohumlarının bazı özellikleri karşılaştırılmıştır. 2018 yılında toplanan tohumların etli meyve kısımları çıkarılarak +4 0C de buzdolabında polietilen torba içerisinde muhafaza edilmiştir. Her iki türüm tohumlarının 1000 dane ağırlıkları, tohum nem içerikleri ve en boy ölçümleri yapılmıştır. Ölçülen değerlerin istatistiki değerlendirilmesi yapılmıştır. Tohumların bin dane ağırlıkları, nem oranları ve kalınlıklarında anlamlı fark olduğu belirlenmiştir. Tohumların görünüş özellikleri yanında boyutsal özelliklerinin ve bin dane ağırlıklarının farklı olması Gölköy hurmasının, Datça hurmasın bir alt türü olduğunu destekler niteliktedir.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Debarking time analysis of Anatolian black pine (Pinus nigra Arn.) with two different equipments
    (Bursa Technical University, 2024) Parlak, Salih; Aykın, Özgenur; Gökdemir, Furkan
    The production function of forests is extremely important for sustainable forestry management. The Anatolian black pine (Pinus nigra Arn.), which has a high market value and added value, is one of the important primary species in terms of wood raw material. The reduction of costs can be achieved by transitioning from labor-intensive production to technology-intensive production through the use of machinery and equipment. The use of machinery and equipment in tasks such as tree cutting, pruning, bark peeling, and transportation can enable cost reduction and acce-lerate the production process. Debarking in coniferous species, a mandatory task in log production, is a time-consuming process. In this study, it was aimed to determine the debarking times of Anatolian black pine with different equipment. For this purpose, debarking work-time analysis was carried out on Anatolian black pine logs of different diameters using the time measurement technique with the stopwatch resetting method. The study was carried out in compartments 427 and 451 located within the borders of Ankara Forest Management Directorate, Aydos Forest Management Directorate. As a result of the study, the debarking times with the equipment attached to the the chain-saw and axe were determined and their effectiveness was demonstrated. It has been determined that the debarking apparatus is more useful, practical and 2,8 timesmore efficient with a higher peeling capacity in a shorter time than the axe. In this regard, it has been concluded that the use of debarking apparatus in Anatolian black pine provides advantages in terms of labor, efficiency and time.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Determining empty seed formation and germination rates induced by Leptoglossus occidentalis (Heidemann) in coniferous species in Turkish forests
    (Springer Heidelberg, 2024) Parlak, Salih; Yilmaz, Mustafa; Akay, Abdullah Emin; Sarikaya, Oguzhan; Acici, Oezden; Can, Hacer; Kalkan, Mehmet
    In recent years, low germination rates have been a problem in the seeds of various coniferous species in Turkey, particularly Turkish red pine (Pinus brutia) and black pine (Pinus nigra), which are commonly used species for afforestation activities. The increase in low germination rates corresponds to the spread of Leptoglossus occidentalis (Heidemann) in coniferous forests, suggesting an investigation of the potential correlation between the spread of this insect and the empty seed formation and germination rates. This study aimed to investigate the main causes of empty seeds and low germination rates induced by L. occidentalis in coniferous species in Turkey. Sample cones were collected from various coniferous species, including fir (Abies spp.), stone pine (Pinus pinea), Turkish red pine (Pinus brutia), spruce (Picea orientalis), cedar (Cedrus libani), maritime pine (Pinus pinaster), black pine (Pinus nigra), and Scots pine (Pinus sylvestris), based on their geographical distribution. The seeds were extracted, and the 1000-seed weights were determined for each species, followed by germination tests conducted under controlled conditions. Statistical analysis revealed significant variations in germination rates between species. Among the eight species examined, Scots pine (Pinus sylvestris) had the highest germination rate of 37.9%, while fir (Abies spp) had the lowest rate of 0.4%. Further analysis showed variations in germination rates based on aspects, with generally higher rates observed in sunny aspects. The results indicated that L. occidentalis caused a significant decrease in seed germination ranging from 60 to 99% in coniferous species and reductions in 1000-seed weights ranging from 19 to 81% among the species, except for Scots pine. The findings highlight widespread germination issues in the seeds of most coniferous trees in Turkey. It was found that L. occidentalis significantly contributes to the formation of empty seeds and lower germination rates in coniferous forests. Therefore, developing strategies to protect and conserve seed resources is essential to mitigate negative impacts on forest resources.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Determining the edge effect of pine processionary moth (Thaumetopoea pityocampa) in its horizontal distribution in the stand
    (Northeast Forestry Univ, 2019) Parlak, Salih; Ozcankaya, Ikbal Meltem; Batur, Mustafa; Akkas, Mehmet Emin; Boza, Zulfu; Toprak, Ozgur
    Pine processionary moth is one of the most important forest pests in the Mediterranean Basin. There is need to explore its distribution behaviour to undertake effective control and determine the edge effect of its horizontal distribution in the stand. Five trial sites damaged by the insect were selected and traps installed in all trees in the sites. The number of nests and larvae was counted and diameter increment cores were taken. The distance to the edge of the stand revealed that there was no statistical difference in the number of nests and larvae up to 25m while there was a statistically significant difference (0.5%) at >25m. There was a 2-fold difference in the density of nests between 0 and 25m and > 25 meters, and a 3.8-fold difference in the number of larvae. The effect of pine processionary moth on tree diameter was not significant between trees at the edge of the stand and those in the stand.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    EFFECT OF ULTRASONIC AND VACUUM TREATMENTS ON THE GERMINATION OF HIMANTOGLOSSUMROBERTIANUM (LOISELEUR) P. DELFORGEI (ORCHIDACEAE) SEEDS UNDER IN VITRO CONDITIONS
    (Pakistan Botanical Soc, 2023) Parlak, Salih; Erken, Kamil
    Every year millions of orchid tubers are destroyed despite their conservation status as international conventions. Orchid species are consumed more frequently because of their tubers used for food production. H. robertianum is one of the main species utilized for food purposes due to its large tuber size and glucomannan content. As orchid seeds do not contain endosperms, there are challenges associated with their asymbiotic germination and reproduction. Seeds should be treated with appropriate chemical treatment with the right amount and duration for their asymbiotic germination, and thus seed dormancy could be eliminated. In these treatments, the aim is to weaken seed coat and facilitate water penetration. To eliminate seed dormancy appeared due to seed testa, physical methods such as ultrasonic and vacuum treatments can also be used. Sometimes these methods may be more reliable and effective than chemical methods. In this study, the effects of ultrasonic and vacuum treatments on the germination of Himantoglossum robertianum seeds, which have dormancy, were investigated. For this purpose, ultrasonic and vacuum treatments were performed at different durations, and their effects were assessed. Both treatments were found to increase the germination rate of the seeds significantly compared to the control groups. The highest germination rate was found in seeds treated with ultrasound for 3 minutes (20.5%) and with vacuum treated for 10 minutes (15.2%) when compared to controls' germination, which was 1.9% and 0.8%, respectively. Ultrasound and vacuum treatments increased the germination of H. robertianum seeds by promoting water uptake. According to these results, the methods can be used safely for the germination of orchid seeds.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Effects of altitude and slope aspect on soil organik carbon, total nitrogen and soil nutrient concentrations and stocks in Uludağ Fir (Abies nordmanniana subsp. bornmülleriana Mattf.) stands
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2022) Sarıyıldız, Temel; Savacı, Gamze; Parlak, Salih; Gencal, Burhan
    In order to find out how topographic altitude and slope aspect affect forest floor litter, soil properties, soil organic carbon (SOC), total nitrogen (TN) and other soil nutrient (C, N Ca, Mg, P, K, S, Fe, Mn, Na, Cu, Zn, Cl, Ni ve Co) concentrations and stocks of Bursa Uludağ fir, a study was conducted in the Uludağ National Park. For this purpose, forest floor litter and soil samples were taken from five altitude zones (A1: 1400–1500 masl, A2: 1500-1600 masl, A3: 1600–1700 masl, A4: 1700-1800 masl and A5: 1800-1900 masl) under north (N) and south (S) aspects at four soil depths (D1: 0–10 cm, D2: 10–20 cm, D3: 20-30 cm and D4: 30-40 cm). In general, it was seen that soil organic carbon and total nitrogen concentration and stock of Uludağ fir increased with increasing altitude, and at each altitude zone they were higher on K aspect than on S aspect. For example, SOC stock increased with altitude from 162 tons to 182 tons per hectare on N aspect and from 116 tons to 176 tons on S aspect. SOC stock was 19.7% higher on the K aspect than on the S aspect. Similarly, TN stock increased from 9.77 tons to 10.9 tons per hectare on the N aspect, and from 7.64 tons to 10.1 tons on the S aspect. On the otherhand, mean concentrations and stocks of Ca, Mg and K decresed with increasing altitude, while K and S tended to have an increase and then a decrease with the altitude. A similar trend was also noted for the micronutrients. However, in general, at each elevation zone, macro and micro nutrients were higher on northern aspect than on southern aspect. It is concluded that the amount of litter and soil properties (especially bulk density) that varied with altitude and aspect of Uludağ fir, as well as litter decomposition due to microclimate may be responsible for the variation of the concentration and stocks of soil organic carbon, total nitrogen and other macro and micro nutrient elements.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Effects of Land Use Types and soil Depths on Soil Organic Carbon and Total Nitrogen Stocks of Karacabey Floodplain Forests in Northwest Turkey
    (Springer, 2022) Sariyildiz, Temel; Aygun, Derya Ozcelik; Parlak, Salih; Tani, Mert
    To evaluate soil organic carbon (SOC) and total nitrogen (TN) stocks of ash, alder and oak tree stands in Karacabey floodplain forest and adjacent Calabrian pine forest, grassland, cropland and sand dune in relation to soil depths (0-130 cm), a study in three replicate sites for each tree and the adjacent sites was carried out in northwest Turkey. The results indicated that among the tree species, alder stands had the greatest SOC (3.97%) and TN (0.328%) and total accumulation of SOC (405 Mg ha(-1)) and TN (34.4 Mg ha(-1)), followed by ash tree (3.11%, 0.302%, 393 Mg ha(-1) and 26.2 Mg ha(-1) respectively) and oak (2.43%, 0.220%, 293 Mg ha(-1) and 28.6 Mg ha(-1) respectively). However, the grassland showed the highest cumulative SOC densities within 0-130 cm depth (678 Mg ha(-1)) compared to the tree species. It also showed higher TN densities (27.5 Mg ha(-1)) than the ash tree and the Calabrian pine stands, whereas lower than the alder and oak stands. The sand dunes showed the lowest SOC and TN values. Compared to the soil depth of 0-30 cm, mean SOC and TN stored in 30-130 cm soil depth accounted for 58% and 40% in ash stands, 41% and 45% in alder stands, 52% and 56% in oak stands, 57% and 66% in Calabrian pine stands respectively. Thick alluvial soil and dry climate in the region could be responsible for the better root system development, and thus much higher SOC and TN stocks into deeper soil layers.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Effects of seed treatments on the germination of Golkoy palm (Phoenix theophrasti Greuter subsp. golkoyana Boydak)
    (2023) Parlak, Salih
    Datça palm (Phoenix theophrasti Greuter) is the only palm taxa in the European continent. Its subspecies, Golkoy palm (Phoenix theophrasti Greuter subsp. golkoyana Boydak) was recorded only in Turkey. This subspecies, which spreads in sensitive ecosystems, needs to be carefully protected. Although there are three natural populations of Datça palm in Turkey, there is only one population of Gölköy palm. This population is under threat due to factors such as tourism, pollution, urbanization, use of groundwater and forest fires. In this respect, the continuity of the species should be ensured by taking in-situ and ex-situ protection measures immediately. One of the ex-situ conservation measures involves the propagation of the species from seed. Cold-wet stratification is applied to remove dormancy in Gölköy palm seeds. In this study, GA3, ultrasound and vacuum applications at different times were applied to remove dormancy in seeds and shorten germination time. At the end of the study that lasted for 10 weeks, it was determined that GA3, vacuum and ultrasonic applications increased the germination rate of the seeds and shortened the germination period. While the highest germination rate was reached in the seeds treated with GA3, (91.4%), the germination rate was 88.3% and 88.6%, respectively, in 60 and 120 min ultrasound applications. The germination rate of the seeds in which vacuum was applied for 60 and 120 minutes was found to be 29.9% and 48%, respectively. The lowest germination was 6.3% in the control group seeds.
  • «
  • 1 (current)
  • 2
  • 3
  • »

| Bursa Teknik Üniversitesi | Kütüphane | Açık Erişim Politikası | Rehber | OAI-PMH |

Bu site Creative Commons Alıntı-Gayri Ticari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile korunmaktadır.


Mimar Sinan Mahallesi Mimar, Sinan Bulvarı, Eflak Caddesi, No: 177, 16310, Yıldırım, Bursa, Türkiye
İçerikte herhangi bir hata görürseniz lütfen bize bildirin

DSpace 7.6.1, Powered by İdeal DSpace

DSpace yazılımı telif hakkı © 2002-2026 LYRASIS

  • Çerez ayarları
  • Gizlilik politikası
  • Son Kullanıcı Sözleşmesi
  • Geri bildirim Gönder